Sana (Ay’ın hâllerinden olan) hilalleri soruyorlar. De ki: “O, insanlar ve hac ibadeti için zaman belirleyen bir araçtır. İyilik, evlere arkadan girmeniz değil, gerçek iyilik takva sahibi olmaktır. Evlere kapısından giriniz. Allah’tan korkup sakının ki kurtuluşa eresiniz.”
Haram ay, haram aya karşılıktır. (Gözetilmesi gereken) hürmetler/haklar/dokunulmazlıklar da karşılıklıdır. Kim size karşı haddini aşar da saldırırsa siz de ona saldırarak misliyle karşılık verin. Allah’tan korkup sakının. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.
Kâfirlere dünya hayatı süslü gösterildi ve onlar iman edenlerle alay ediyorlar. Oysa korkup sakınan müminler, Kıyamet Günü’nde onlardan daha üstün olacaklardır. Allah dilediğini hesapsız/sınırsız rızıklandırır.
De ki: “Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takva sahipleri için Rabblerinin katında altından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Tertemiz eşler ve Allah’ın rızası da vardır. Allah, kullarını görendir.”
(Cenneti hak eden takva sahipleri) derler ki: “Rabbimiz! Şüphesiz ki bizler iman ettik. Günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru.”
(Cenneti hak eden takva sahipleri;) sabredenler, sadık olanlar, gönülden (Allah’a) itaat edenler, infak edenler ve seher vakitlerinde istiğfarda bulunanlardır.
Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği gökler ile yer kadar olan cennete koşun. (O,) muttakiler için hazırlanmıştır.
O (muttakiler) ki bollukta da darlıkta da infak ederler, öfkelerini yutar ve insanları affederler. Allah, muhsinleri/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanları sever.
O (muttakiler) ki bir kötülük yaptıklarında yahut (günah işleyerek) kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı anar ve günahları için bağışlanma dilerler. Allah’tan başka kim günahları bağışlayabilir? Ve bile bile yaptıkları (yanlışta) ısrar etmezler.
Onların mükâfatı, Rabblerinden bir bağışlanma ve içlerinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Allah’ın rızasını elde etmek için) çalışanların mükâfatı ne de güzeldir!
(Onlar ki Uhud’da) yara aldıktan sonra Allah’ın ve Resûl’ün çağrısına icabet ettiler. Onlardan (olup) kulluğunu en güzel şekilde yapan ve korkup sakınanlara büyük bir ecir vardır.
Allah pis ile temizi birbirinden ayırmadan, siz müminleri bulunduğunuz hâl üzere öylece bırakacak değildir. Allah sizi gayba muttali kılacak da değildir. Fakat Allah, (gaybı bildirmek için) resûllerden dilediğini seçer. Allah’a ve resûllerine iman edin. Şayet iman eder ve sakınıp korkarsanız sizin için büyük bir ecir vardır.
Kâfirlerin yeryüzünde (mağrur bir şekilde) dolanıp durmaları seni aldatmasın.
(Bu hâlleri) az bir faydalanmadır. Sonra barınakları cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o!
Rabblerinden korkup sakınanlar(a gelince) onlar için altından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetler vardır. (Bu kendilerine) Allah’tan bir ikram olarak (verilmiştir). Allah’ın yanında olan, ebrâr olanlar (çokça iyilik yapanlar) için daha hayırlıdır.
Ey iman edenler! Sabredin, sabırda yarışın/birbirinize sabrı tavsiye edin ve nöbet tutun. Allah’tan korkup sakının ki kurtuluşa eresiniz.
(Bir de) onlara, Âdem’in iki oğlunun hak olan haberini oku. Hani onlar bir kurban sunmuştu da birinin (kurbanı) kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul olunmayan) demişti ki: “Kesinlikle seni öldüreceğim.” (Kardeşi,) “Allah ancak muttaki olanlardan kabul eder.” demişti.
Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir. Şüphesiz ki ahiret yurdu korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Akletmez misiniz?
Ey Âdemoğulları! İçinizden, ayetlerimi size okuyup/anlatan resûller geldiğinde her kim korkup sakınır ve ıslah ederse onların üzerine korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Mûsâ, kavmine, “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin!” demişti. “Şüphesiz ki yeryüzü, Allah’ındır ve ona kullarından dilediğini mirasçı/sahip kılar. Akıbet/Mutlu son muttakilerindir.”
“Bize bu dünyada da ahirette de iyilik yaz. Şüphesiz ki (tevbe edip hidayetini umarak) sana yöneldik.” (Allah) buyurdu ki: “Azabıma gelince onu dilediğime isabet ettiririm. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Onu korkup sakınanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize iman edenlere yazacağım.”
“Onlar ki yanlarında bulunan Tevrât ve İncîl’de yazılı olarak (sıfatlarını) buldukları ümmi olan Resûl ve Nebi’ye uyarlar. Onlara iyiliği emreder, kötülükten sakındırır; temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar; sırtlarındaki ağır yükü ve zincirlerini kaldırır. Ona iman edenler, onu saygıyla yüceltenler, ona yardım edenler ve onunla beraber indirilen Nur’a (Kur’ân’a) uyanlar… İşte bunlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”
Kendileriyle antlaşma yaptığınız, sonra (antlaşmadan) size karşı bir şey eksiltmeyen ve size karşı olan hiçbir topluluğa yardım etmeyen (müşrikler) müstesna. Onların antlaşma süresi bitene kadar antlaşmaya bağlı kalın. Şüphesiz ki Allah, muttakileri sever.
Mescid-i Haram’ın yanında antlaşma yaptıklarınız dışında müşriklerin Allah’ın ve Resûl’ünün yanında nasıl bir ahdi olabilir ki? Onlar size karşı dürüst davrandıkça siz de onlara dürüst davranın. (Çünkü) Allah, muttakileri sever.
Şüphesiz ki Allah’ın yanında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden itibaren Allah’ın Kitabı’nda on ikidir. Bunlardan dördü (içinde savaşmanın yasak olduğu) haram aylardır. İşte dosdoğru din budur. (Öyleyse) bu aylar içinde (Allah’ın sınırlarını çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin. Müşriklerin sizlerle topluca savaştıkları gibi siz de onlarla topluca savaşın. Bilin ki Allah, muttakilerle beraberdir.
Ey iman edenler! Size yakın olan kâfirlerle savaşın ve sizde sertlik görsünler. Bilin ki Allah, muttakilerle beraberdir.
Onlar ki iman edip takvalı olanlardır.
Bu, sana vahyettiğimiz gaybın haberlerindendir. Bundan önce ne sen ne de kavmin (bu bilgileri) biliyordunuz. (Öyleyse) sabret! Şüphesiz ki akıbet muttakilerindir.
Hiç şüphesiz ahiret mükâfatı, iman edip Allah’tan korkanlar için daha hayırlıdır.
“Şüphesiz sen, (evet,) gerçekten sen Yûsuf’sun öyle mi?” demişlerdi. Demişti ki: “Ben Yûsuf’um, bu da kardeşimdir. Allah bize iyilikte bulundu. Hiç şüphesiz, kim sakınıp korkar ve sabrederse Allah muhsinlerin/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanların ecrini zayi etmez.”
Demişlerdi ki: “Allah’a yemin olsun ki Allah seni seçip bize üstün kıldı ve bizler gerçekten hatalı/günahkâr idik.”
Senden önce kendilerine vahyettiğimiz şehir ahalisinden, erkeklerden başkasını (resûl olarak) göndermedik. Kendilerinden önce (yaşayanların) akıbetini görmek için, yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı? Hiç şüphesiz ahiret yurdu, (Allah’tan) korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Akletmez misiniz?
Muttakilere vadedilen cennetin durumu şudur: Altından ırmaklar akar. Yiyecekleri ve gölgelikleri süreklidir. İşte bu, muttakilerin akıbetidir. Kâfirlerin akıbetiyse ateştir.
Şüphesiz ki muttakiler, cennetlerde ve pınar başlarındalardır.
“Oraya esenlik ve güven içerisinde girin.” (buyrulacak.)
Göğüslerindeki kin/düşmanlık/öfke (gibi tüm olumsuz duyguları) çıkarmışızdır. Karşılıklı sedirlerde kardeşler olarak (kurulurlar).
Orada onlara yorgunluk dokunmaz ve asla oradan çıkarılmazlar.
Allah’tan korkup sakınanlara, “Rabbiniz ne indirdi?” denildiğinde, “Hayır (indirdi).” derler. Bu dünyada iyilik yapanlara (karşılık olarak) iyilik vardır. Ahiret yurduysa çok daha hayırlıdır. Muttakilerin yurdu ne güzeldir.
Altından ırmaklar akan ve orada her istedikleri olan Adn Cennetleri’ne girerler. İşte Allah, muttakileri böyle mükâfatlandırır.
Onlar ki güzellikle canlarını aldığında melekler (onlara), “Selam olsun size! Yaptıklarınız karşılığında cennete girin.” derler.
Onlardan sonra bir topluluk geldi, namazı zayi/ihmal edip şehvetlere uydular. Onlar “ğayy” (özel bir azap çeşidi) ile karşılaşacaklardır.
Tevbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler müstesna. Bunlar, cennete girecek ve hiçbir zulme uğramayacaklardır.
(O) Adn Cennetleri ki Er-Rahmân kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz ki Allah’ın vaadi yerine gelir.
Orada boş söz işitmezler. (İşitecekleri) yalnızca “selam”dır. Ve onlara, orada sabah ve akşam rızıkları vardır.
İşte bu, kullarımızdan takvalı olanları vâris kılacağımız cennettir.
İçinizden herkes mutlaka oraya uğrayacak. Bu, Rabbinin yapmayı üstlendiği kesin bir karardır.
Sonra (Allah’tan) korkup sakınanları kurtarırız. Ve zalimleri orada diz çökmüş vaziyette bırakırız.
Şeytanları kâfirlerin üzerine saldığımızı ve onları kışkırtıp (Allah’a isyana ve şirke yönelik) harekete geçirdiklerini görmedin mi?
Onlar için acele etme! Onlar için (gün) saydıkça sayıyoruz.
Muttakileri heyet hâlinde Er-Rahmân’ın huzuruna toplayacağımız o gün (var ya)!
Suçlu günahkârları da susuz olarak cehenneme süreriz.
Kim de Allah’a ve Resûl’üne itaat eder, Allah’tan (saygıyla) korkar ve (azabından) sakınırsa işte bunlar, kazançlı olanların ta kendileridir.
De ki: “Bu mu yoksa, muttakilere vadedilen huld/sonsuzluk cenneti mi daha hayırlıdır? Ki (o cennet) onların mükâfatı ve dönüş yeridir.”
İçlerinde ebedî olarak kalacakları (o cennetlerde) her istedikleri onlara (verilir). Bu, Rabbinin, yerine getirmesi umulan/istenen/istenmeye değer olan bir vaadidir.
Bu (onlar için) bir şereftir. Şüphesiz ki muttakiler için de güzel bir dönüş yeri vardır.
Kapıları onlar için açılmış Adn Cennetleri.
Orada (sedirlere) yaslanarak çokça meyve ve içecek istemektelerdir.
Yanlarında, bakışları (yalnızca kocaları) üzerinde olan, yaşıt (hepsi genç kadınlar) vardır.
Bu, Hesap Günü için size vadolunandır.
Şüphesiz ki bu, hiç bitmeyecek olan rızkımızdır.
Azap sözü üzerine hak olmuş kimseyle (bunlar bir olur mu hiç)? Yoksa sen mi ateşte olanı kurtaracaksın?
Fakat Rabblerinden korkup sakınanlar için (özel misafirlerin ağırlandığı) odalar vardır, onların üstünde de inşa edilmiş ve altından ırmaklar akan başka odalar vardır. Allah’ın vaadi… Şüphesiz ki Allah vaadinden dönmez.
Doğru olanı getiren ve onu doğrulayan ise, bunlar muttakilerin ta kendileridir.
Onlara, Rabbleri katında diledikleri her şey vardır. Bu, muhsinlerin/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanların mükâfatıdır.
Allah, onların dünyada yaptıkları en kötü amelleri bağışlamak ve yaptıklarının en iyisiyle onlara mükâfat vermek için (böyle yapmıştır).
Allah, muttakileri (cehennemden kurtuluş ve cenneti elde etme) başarılarıyla kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz ve onlar üzülmezler de.
Rabblerinden korkup sakınanlar, bölükler hâlinde cennete sevk edilirler. Ona geldiklerinde kapıları açılır ve (cennet) bekçileri onlara der ki: “Selam olsun size, tertemiz olarak geldiniz. Ebedî kalacaklar olarak oraya girin.”
Derler ki: “Bize olan vaadine sadık kalan ve cennette dilediğimiz gibi hareket edelim diye bizi (cennet) arzına vâris kılan Allah’a hamdolsun. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir!”
Şayet insanlar (küfür etrafında toplanıp dünyayı dine tercih edecek) tek bir ümmet olmayacak olsaydı Er-Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerine, gümüşten tavanlar ve üzerinde yükselecekleri (gümüşten) merdivenler yapardık.
Evlerine (gümüşten) kapılar ve üzerine kurulup yaslanacakları sedirler (yapardık).
Ve (daha başka) süsler… Bunların hepsi, dünya hayatının (geçici) metâsıdır. Ahiret ise Rabbinin katında muttakilerindir.
Orada, sizin için kendisinden yiyeceğiniz çokça meyveler vardır.
Şüphesiz ki mücrimler, cehennem azabı içerisinde ebedî kalacaklardır.
Hiç kuşkusuz muttakiler, cennetlerde ve pınarlardadır.
Rabblerinin kendilerine verdiği (nimetleri) alırlar. Çünkü onlar, bundan önce muhsinler/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanlar idi.
Geceleri pek az uyurlardı.
Seherlerde istiğfarda bulunurlardı.
Onların mallarında dilencilerin ve mahrum kalmışların hakkı vardı.
Şüphesiz ki muttakiler, cennetlerde ve nimetler içerisindelerdir.
Rabblerinin kendilerine verdiği (nimetlerden dolayı) mutludurlar. Rabbleri onları cehennem azabından korumuştur.
“Amellerinize karşılık, afiyetle yiyip için.”
Sıra sıra dizilmiş sedirler üzerine yaslanmışlardır. Hem, onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
Şüphesiz ki muttakiler, cennetlerde ve nehirlerdelerdir.
İktidar/Kudret sahibi bir Melik’in yanında, sıdk/doğruluk makamındalardır.
Hiç kuşkusuz, muttakiler için Rabbleri katında Naîm Cennetleri vardır.
Şüphesiz ki o, muttakiler için bir öğüttür/hatırlatmadır.
Şüphesiz ki muttakiler, gölgeliklerde ve pınarlardadır.
Ve canlarının istediği meyvelerin içindelerdir.
İşlediğiniz (salih) amellere karşılık afiyetle yiyip için.
Hiç şüphesiz biz, muhsinleri/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanları böyle mükâfatlandırırız.
Hiç şüphesiz, muttakiler için kurtuluş vardır.
Bahçeler ve üzüm bağları,
Göğüsleri belirginleşmiş yaşıt kızlar,
Ve dolu kadehler.
Orada boş söz ve yalan işitmezler.
(Bu,) Rabbinden bir mükâfat olarak yeterli bir armağandır.
Kim de verir ve (Allah’tan) korkup sakınırsa,
Ve en güzel olanı (Lailaheillallah’ı) doğrularsa,
Biz de ona kolay olanı (salih ameli ve cenneti) kolaylaştırırız.
Sizi cayır cayır yanan bir ateşle uyardım.
Ona en bedbaht olandan başkası girmez.
O ki yalanlayıp yüz çevirmiştir.
(Allah’tan) sakınıp korkan (takva sahipleri) ondan uzak tutulur.
O ki malını vererek arınır.
Onun yanında hiç kimsenin, karşılığı verilecek bir nimeti/borcu da yoktur. (Yaptığı iyilikleri minnet duygusundan ya da yapılmış bir iyiliğe teşekkür mahiyetinde yapmaz.)
(Bilakis) yüce Rabbinin rızasını elde etmek için (yapar).
Hiç şüphesiz, ileride (Allah’ın verdiği mükâfata) razı olacaktır.