Allah’a Karşı Gelmekten Sakınanların Mükâfatı ile ilgili ayetler

Sana (Ay’ın hâllerinden olan) hilalleri soruyorlar. De ki: “O, insanlar ve hac ibadeti için zaman belirleyen bir araçtır. İyilik evlere arkadan girmeniz değil, gerçek iyilik takva sahibi olmaktır. Evlere kapısından giriniz. Allah’tan korkup sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (2/Bakara 189)

Müşrikler ihrama girdikleri zaman evlerine kapısından girmez, arka tarafta açtıkları bir gedikten eve girerlerdi. Böylece daha fazla hayır yaptıklarına ve Allah’a (cc) yakınlaştıklarına inanırlardı. (Buhari, 4512; Müslim, 3036. Bera b. Azib’ten) Ayet göstermiştir ki bir fiilin ibadet olup sahibini Allah’a (cc) yakınlaştırması için, Kur’ân veya sahih Sünnet’te yer alması gerekir. Hevaya uyarak uydurulan, toplum tarafından kabul gören ve bidat-ı hasene denilerek meşrulaştırılmaya çalışılan şeyler, takva olmadığı gibi sahibini de Allah’a (cc) yakınlaştırmaz. Allah’a (cc) yakınlaşma ve takvanın en etkili yolu, Allah’ın (cc) indirdiği ve Resûl’ün (sav) pratiğe döktüğü dinle yetinmektir. (Bk. 18/Kehf, 110)

Haram ay, haram aya karşılıktır. (Gözetilmesi gereken) hürmetler/haklar da karşılıklıdır. Kim size karşı haddini aşar saldırırsa siz de ona saldırarak misliyle karşılık verin. Allah’tan korkup sakının. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir. (2/Bakara 194)

Kâfirlere dünya hayatı süslü gösterildi ve onlar iman edenlerle alay ediyorlar. Oysa korkup sakınan müminler, kıyamet gününde onlardan daha üstün olacaklardır. Allah dilediğini hesapsız/sınırsız rızıklandırır. (2/Bakara 212)

De ki: “Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi?” Takva sahipleri için Rablerinin katında, altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Tertemiz eşler ve Allah’ın rızası da vardır. Allah, kullarını görendir. (3/Âl-i İmran 15)

(Cenneti hak eden takva sahipleri) derler ki: “Rabbimiz! Şüphesiz ki bizler, iman ettik. Günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru.” (3/Âl-i İmran 16)

(Cenneti hak eden takva sahipleri) sabredenler, sadık olanlar, gönülden (Allah’a) itaat edenler, infak edenler ve seher vakitlerinde istiğfarda bulunanlardır. (3/Âl-i İmran 17)

Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun. (O) muttakiler için hazırlanmıştır. (3/Âl-i İmran 133)

Onlar (muttakiler) ki bollukta da darlıkta da infak ederler, öfkelerini yutar ve insanları affederler. Allah, muhsinleri/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanları sever. (3/Âl-i İmran 134)

O (muttakiler) ki bir kötülük yaptıklarında yahut (günah işleyerek) kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı anar ve günahları için bağışlanma dilerler. Allah’tan başka kim günahları bağışlayabilir? Ve bile bile yaptıkları (yanlışta) ısrar etmezler. (3/Âl-i İmran 135)

Bunların mükâfatı, Rablerinden bir bağışlanma ve içinde ebedî kalacakları altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Allah’ın rızasını elde etmek için) çalışanların mükâfatı ne de güzeldir. (3/Âl-i İmran 136)

(Uhud’da) yara aldıktan sonra Allah’ın ve Resûl’ün çağrısına icabet edenler, onlardan (olup) kulluğunu en güzel şekilde yapan ve korkup sakınanlara büyük bir ecir vardır. (3/Âl-i İmran 172)

Allah pis ile temizi birbirinden ayırmadan, siz müminleri bulunduğunuz hal üzere öylece bırakacak değildir. Allah sizi gayba muttali kılacak da değildir. Fakat Allah (gaybı bildirmek için) resûllerden dilediğini seçer. Allah’a ve resûllerine iman edin. Şayet iman eder ve sakınıp korkarsanız sizin için büyük bir ecir vardır. (3/Âl-i İmran 179)

Kâfirlerin yeryüzünde (mağrur bir şekilde) dolanıp durmaları seni aldatmasın. (3/Âl-i İmran 196)

(Bu halleri) az bir faydalanmadır. Sonra barınakları cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o! (3/Âl-i İmran 197)

Rablerinden korkup sakınanlara (gelince), onlar için altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. (Bu kendilerine) Allah’tan bir ikram olarak (verilmiştir). Allah’ın yanında olan, Ebrar olanlar (çokça iyilik yapanlar) için daha hayırlıdır. (3/Âl-i İmran 198)

Ey iman edenler! Sabredin, sabırda yarışın/birbirinize sabrı tavsiye edin ve nöbet tutun. Allah’tan korkup sakının ki kurtuluşa eresiniz. (3/Âl-i İmran 200)

(Bir de) onlara, Âdem’in iki oğlunun hak olan haberini oku. Hani onlar bir kurban sunmuştu da birinin (kurbanı) kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul olunmayan) demişti ki: “Kesinlikle seni öldüreceğim.” (Kardeşi:) “Allah ancak muttaki olanlardan kabul eder.” demişti. (5/Mâide 27)

Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir. Şüphesiz ahiret yurdu korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Akletmez misiniz? (6/En'âm 32)

Ey Âdemoğulları! İçinizden, ayetlerimi size okuyup/anlatan resûller geldiğinde her kim korkup sakınır ve ıslah ederse onların üzerine korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. (7/A'râf 35)

Musa kavmine: “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin!” demişti. “Şüphesiz ki yeryüzü, Allah’ındır ve ona kullarından dilediğini mirasçı/sahip kılar. Akıbet/mutlu son muttakilerindir.” (7/A'râf 128)

“Bize bu dünyada da ahirette de iyilik yaz. Şüphesiz ki (tevbe edip, hidayetini umarak) sana yöneldik.” (Allah) buyurdu ki: “Azabıma gelince, onu dilediğime isabet ettiririm. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Onu, korkup sakınanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize iman edenlere yazacağım.” (7/A'râf 156)

“Onlar ki yanlarında bulunan Tevrat ve İncil’de yazılı olarak (sıfatlarını) buldukları ümmi olan Resûl Nebi’ye uyarlar. Onlara iyiliği emreder, kötülükten sakındırır; temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar; sırtlarındaki ağır yükü ve zincirlerini kaldırır. Ona iman edenler, onu saygı ile yüceltenler, ona yardım edenler ve onunla beraber indirilen Nur’a (Kur’ân’a) uyanlar... İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridirler.” (7/A'râf 157)

Kendileriyle antlaşma yaptığınız, sonra (antlaşmadan) size karşı bir şey eksiltmeyen, size karşı olan hiçbir topluluğa yardım etmeyen (müşrikler) müstesna; onların antlaşma süresi bitene kadar antlaşmaya bağlı kalın. Şüphesiz ki Allah, muttakileri sever. (9/Tevbe 4)

Mescid-i Haram’ın yanında antlaşma yaptıklarınız dışında, müşriklerin Allah’ın ve Resûlü’nün yanında nasıl bir ahdi olabilir ki? Onlar size karşı dürüst davrandıkça siz de onlara dürüst davranın. (Çünkü) Allah, muttakileri sever. (9/Tevbe 7)

Şüphesiz ki Allah’ın yanında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden itibaren, Allah’ın Kitabı’nda on ikidir. Bunlardan dördü (içinde savaşmanın yasak olduğu) haram aylardır. İşte dosdoğru din budur. (Öyleyse) bu aylar içinde (Allah’ın sınırlarını çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin. Müşriklerin sizlerle topluca savaştıkları gibi siz de onlarla topluca savaşın. Bilin ki Allah, muttakilerle beraberdir. (9/Tevbe 36)

Haram aylar Muharrem, Receb, Zilkade ve Zilhicce aylarıdır.

Ey iman edenler! Size yakın olan kâfirlerle savaşın ve sizde sertlik görsünler. Bilin ki Allah, muttakilerle beraberdir. (9/Tevbe 123)

Onlar ki iman edip takvalı olanlardır. (10/Yûnus 63)

Bu, sana vahyettiğimiz gaybın haberlerindendir. Bundan önce ne sen ne de kavmin (bu bilgileri) biliyordunuz. (Öyleyse) sabret! Şüphesiz ki akıbet muttakilerindir. (11/Hûd 49)

Hiç şüphesiz ahiret mükâfatı, iman edip Allah’tan korkanlar için daha hayırlıdır. (12/Yûsuf 57)

“Şüphesiz sen, (evet,) gerçekten sen Yusuf’sun öyle mi?” demişlerdi. Demişti ki: “Ben Yusuf’um, bu da kardeşimdir. Allah bize iyilikte bulundu. Hiç şüphesiz, kim sakınıp korkar ve sabrederse Allah muhsinlerin/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanların ecrini zayi etmez.” (12/Yûsuf 90)

Demişlerdi ki: “Allah’a yemin olsun ki Allah seni seçip bize üstün kıldı ve bizler gerçekten hatalı/günahkâr idik.” (12/Yûsuf 91)

Senden önce kendilerine vahyettiğimiz şehir ahalisinden olan erkeklerden başkasını (resûl olarak) göndermedik. Kendilerinden önce (yaşayanların) akıbetini görmek için yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı? Hiç şüphesiz ahiret yurdu, (Allah’tan) korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Akletmez misiniz? (12/Yûsuf 109)

Muttakilere vadedilen cennetin durumu şudur: Altından ırmaklar akar. Yiyecekleri ve gölgelikleri süreklidir. İşte bu, muttakilerin akıbetidir. Kâfirlerin akıbetiyse ateştir. (13/Ra'd 35)

Şüphesiz ki muttakiler, cennetlerde ve pınar başlarındadırlar. (15/Hicr 45)

“Oraya esenlik ve güven içerisinde girin.” (buyrulacak.) (15/Hicr 46)

Göğüslerindeki kin/düşmanlık/öfke (gibi tüm olumsuz duyguları) çıkarmışızdır. Karşılıklı sedirlerde kardeşler olarak (kurulurlar). (15/Hicr 47)

Orada onlara yorgunluk dokunmaz ve asla oradan çıkarılmazlar. (15/Hicr 48)

Allah’tan korkup sakınanlara: “Rabbiniz ne indirdi?” denildiğinde, “Hayır (indirdi).” derler. Bu dünyada iyilik yapanlara (karşılık olarak) iyilik vardır. Ahiret yurduysa çok daha hayırlıdır. Muttakilerin yurdu ne güzeldir. (16/Nahl 30)

Altından ırmaklar akan ve orada her istedikleri olan Adn cennetlerine girerler. İşte Allah, muttakileri böyle mükâfatlandırır. (16/Nahl 31)

Onlar ki melekler güzellikle canlarını aldığında: “Selam olsun size! Yaptıklarınız karşılığında cennete girin.” derler. (16/Nahl 32)

Onlardan sonra bir topluluk geldi, namazı zayi/ihmal edip şehvetlere uydular. Onlar “ğayy” (özel bir azap çeşidi) ile karşılaşacaklardır. (19/Meryem 59)

Tevbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler müstesna. Bunlar, cennete girecek ve hiçbir zulme uğramayacaklardır. (19/Meryem 60)

Adn cennetleri ki Er-Rahmân kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz ki Allah’ın vaadi yerine gelir. (19/Meryem 61)

Orada boş söz işitmezler. (İşitecekleri) yalnızca “selam”dır. Ve onlara, orada sabah ve akşam rızıkları vardır. (19/Meryem 62)

İşte bu, kullarımızdan takvalı olanları vâris kılacağımız cennettir. (19/Meryem 63)

İçinizden herkes mutlaka oraya uğrayacak. Bu, Rabbinin yapmayı üstlendiği kesin bir karardır. (19/Meryem 71)

Sonra (Allah’tan) korkup sakınanları kurtarırız. Ve zalimleri orada diz çökmüş vaziyette bırakırız. (19/Meryem 72)

Şeytanları kâfirlerin üzerine saldığımızı ve onları kışkırtıp (Allah’a isyana ve şirke yönelik) harekete geçirdiklerini görmedin mi? (19/Meryem 83)

Onlar için acele etme! Onlar için (gün) saydıkça sayıyoruz. (19/Meryem 84)

Muttakileri heyet hâlinde Er-Rahmân’ın huzuruna toplayacağımız o gün (var ya)! (19/Meryem 85)

Suçlu günahkârları da susuz olarak cehenneme süreriz. (19/Meryem 86)

Kim de Allah’a ve Resûlü’ne itaat eder, Allah’tan (saygıyla) korkar ve (azabından) sakınırsa işte bunlar, kazançlı olanların ta kendileridir. (24/Nûr 52)

De ki: “Bu mu yoksa, muttakilere vadedilen huld/sonsuzluk cenneti mi daha hayırlıdır? Ki (o cennet) onların mükâfatı ve dönüş yeridir.” (25/Furkân 15)

İçinde ebedî olarak kalacakları (o cennetlerde) her istedikleri onlara (verilir). Bu, Rabbinin, yerine getirmesi umulan/istenen/istenmeye değer olan bir vaadidir. (25/Furkân 16)

Bu (onlar için) bir şereftir. Şüphesiz ki muttakiler için de güzel bir dönüş yeri vardır. (38/Sâd 49)

Kapıları onlar için açılmış Adn cennetleri. (38/Sâd 50)

Orada (sedirlere) yaslanarak çokça meyve ve içecek istemektedirler. (38/Sâd 51)

Yanlarında, bakışları yalnızca (kocaları) üzerinde olan, yaşıt (hepsi genç kadınlar) vardır. (38/Sâd 52)

Bu, hesap günü için size vadolunandır. (38/Sâd 53)

Şüphesiz ki bu, hiç bitmeyecek olan rızkımızdır. (38/Sâd 54)

Azap sözü üzerine hak olmuş kimseyle (bunlar bir olur mu hiç)? Yoksa sen mi ateşte olanı kurtaracaksın? (39/Zümer 19)

Fakat Rablerinden korkup sakınanlar için (özel misafirlerin ağırlandığı) odalar vardır, onların üstünde de inşa edilmiş altından ırmaklar akan başka odalar vardır. Allah’ın vaadi... Şüphesiz ki Allah vaadinden dönmez. (39/Zümer 20)

Doğru olanı getiren ve onu doğrulayan ise, bunlar muttakilerin ta kendileridirler. (39/Zümer 33)

Onlara Rableri katında diledikleri her şey vardır. Bu, muhsinlerin/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanların mükâfatıdır. (39/Zümer 34)

Allah, onların dünyada yaptıkları en kötü amelleri bağışlamak ve yaptıklarının en iyisiyle onlara mükâfat vermek için (böyle yapmıştır). (39/Zümer 35)

Allah, muttakileri (cehennemden kurtuluş ve cenneti elde etme) başarılarıyla kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz ve onlar üzülmezler de. (39/Zümer 61)

Rablerinden korkup sakınanlar, bölükler hâlinde cennete sevk edilirler. Ona geldiklerinde kapıları açılır ve (cennet) bekçileri onlara der ki: “Selam olsun size, tertemiz olarak geldiniz. Ebedî kalacaklar olarak oraya girin.” (39/Zümer 73)

Derler ki: “Bize olan vaadine sadık kalan ve cennette dilediğimiz gibi hareket edelim diye bizi yere vâris kılan Allah’a hamd olsun. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir.” (39/Zümer 74)

Şayet insanlar (küfür etrafında toplanıp dünyayı dine tercih edecek) tek bir ümmet olmayacak olsaydı Er-Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerine, gümüşten tavanlar ve üzerinde yükselecekleri (gümüşten) merdivenler yapardık. (43/Zuhruf 33)

Evlerine (gümüşten) kapılar ve üzerine kurulup yaslanacakları sedirler (yapardık). (43/Zuhruf 34)

Ve (daha başka) süsler... Bunların hepsi, dünya hayatının (geçici) metaıdır. Ahiret ise Rabbinin katında muttakilerindir. (43/Zuhruf 35)

Orada, sizin için kendisinden yiyeceğiniz çokça meyveler vardır. (43/Zuhruf 73)

Şüphesiz ki mücrimler, cehennem azabı içerisinde ebedî kalacaklardır. (43/Zuhruf 74)

Hiç kuşkusuz muttakiler, cennetlerde ve pınarlardadır. (51/Zâriyat 15)

Rablerinin kendilerine verdiği (nimetleri) alırlar. Çünkü onlar, bundan önce muhsinler/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanlar idi. (51/Zâriyat 16)

Geceleri pek az uyurlardı. (51/Zâriyat 17)

Seherlerde istiğfarda bulunurlardı. (51/Zâriyat 18)

Onların mallarında dilencilerin ve yoksul olanların hakkı vardı. (51/Zâriyat 19)

Şüphesiz ki muttakiler, cennetlerde ve nimetler içerisindedirler. (52/Tûr 17)

Rablerinin kendilerine verdiği (nimetlerden dolayı) mutludurlar. Rableri onları cehennem azabından korumuştur. (52/Tûr 18)

“Amellerinize karşılık, afiyetle yiyip için.” (52/Tûr 19)

Sıra sıra dizilmiş sedirler üzerine yaslanmışlardır. Hem onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir. (52/Tûr 20)

Şüphesiz ki muttakiler, cennetlerde ve nehirlerdedirler. (54/Kamer 54)

İktidar/Kudret sahibi bir Melik’in yanında, sıdk/doğruluk makamındadırlar. (54/Kamer 55)

Hiç kuşkusuz, muttakiler için Rableri katında Naim cennetleri vardır. (68/Kalem 34)

Şüphesiz ki o, muttakiler için bir öğüttür/hatırlatmadır. (69/Hakka 48)

Şüphesiz ki muttakiler, gölgeliklerde ve pınarlardadır. (77/Mürselât 41)

Ve canlarının istediği meyvelerin içindedirler. (77/Mürselât 42)

İşlediğiniz (salih) amellere karşılık afiyetle yiyip için. (77/Mürselât 43)

Hiç şüphesiz biz, muhsinleri/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanları böyle mükâfatlandırırız. (77/Mürselât 44)

Hiç şüphesiz, muttakiler için kurtuluş vardır. (78/Nebe 31)

Bahçeler ve üzüm bağları, (78/Nebe 32)

Göğüsleri belirginleşmiş yaşıt kızlar, (78/Nebe 33)

Ve dolu kadehler. (78/Nebe 34)

Orada boş söz ve yalan işitmezler. (78/Nebe 35)

(Bu,) Rabbinden bir mükâfat olarak yeterli bir armağandır. (78/Nebe 36)

Kim de verir ve (Allah’tan) korkup sakınırsa, (92/Leyl 5)

Ve en güzel olanı (Lailaheillallah’ı) doğrularsa, (92/Leyl 6)

Biz de ona kolay olanı (salih ameli ve cenneti) kolaylaştırırız. (92/Leyl 7)

Sizi cayır cayır yanan bir ateşle uyardım. (92/Leyl 14)

Ona en bedbaht olandan başkası girmez. (92/Leyl 15)

O ki yalanlayıp yüz çevirmiştir. (92/Leyl 16)

(Allah’tan) sakınıp korkan (takva sahipleri) ondan uzak tutulur. (92/Leyl 17)

O ki malını vererek arınır. (92/Leyl 18)

Onun yanında hiç kimsenin, karşılığı verilecek bir nimeti/borcu da yoktur. (Yaptığı iyilikleri minnet duygusundan ya da yapılmış bir iyiliğe teşekkür mahiyetinde yapmaz. Bilakis,) (92/Leyl 19)

Yüce Rabbinin rızasını elde etmek için (yapar). (92/Leyl 20)

Hiç şüphesiz, ileride (Allah’ın verdiği mükâfata) razı olacaktır. (92/Leyl 21)