Ahiret Günü ile ilgili ayetler

(O), Er-Rahmân ve Er-Rahîm’dir. (1/Fâtiha 3)

Sana indirilen ve senden önce indirilen (Kitaplara) iman eder, ahiret gününe yakinen inanırlar. (2/Bakara 4)

İnsanlardan öylesi vardır ki: “Allah’a ve ahiret gününe iman ettik.” derler. (Hakikatte) iman etmiş değillerdir. (2/Bakara 8)

O (huşu ehli) ki Rableriyle karşılaşacaklarını ve O’na döneceklerini kesin bir bilgiyle bilirler. (2/Bakara 46)

Öyle bir günden sakının ki (o gün) hiçbir nefis bir başkasının yerine geçmez, hiç kimseden şefaat kabul edilmez, hiç kimseden fidye alınmaz ve onlara yardım da edilmez. (2/Bakara 48)

Kur’ân’da şefaat kavramı için bk. 43/Zuhruf, 86.

Bunlar öyle kimselerdir ki ahiretlerini dünya hayatı karşılığında satmışlardır. Onlardan azap hafifletilmeyecek, onlara yardım da edilmeyecektir. (2/Bakara 86)

De ki: “Şayet Allah indinde ahiret hayatı insanlara değil yalnızca size aitse ve bu iddianızda doğru iseniz ölümü temenni edin (bakalım).” (2/Bakara 94)

(Ve tuttular) şeytanların Süleyman’ın mülkü üzerine uydurdukları (batıl yalanların) peşine takıldılar. Süleyman kâfir olmadı fakat şeytanlar kâfir oldular. İnsanlara sihri ve Babil’deki iki meleğe, Harut ve Marut’a indirilen şeyleri öğretiyorlardı. “Biz ancak bir imtihanız/dinin için fitneyiz. Sakın küfre girme.” demeden kimseye onu öğretmiyorlardı. Onlardan kadınla kocanın arasını ayıracak (sihri) öğreniyorlardı. Allah’ın izni olmadan o (sihirle) kimseye zarar verecek değillerdir. (Hakikatte) onlara zarar verip faydası olmayan bir şey öğreniyorlardı. Andolsun ki (o sihri) satın alanın ahirette hiçbir nasibinin olmadığını çok iyi biliyorlardı. Nefislerini karşılığında sattıkları şeyin ne kötü bir şey olduğunu keşke bilselerdi! (2/Bakara 102)

Öyle bir günden sakının ki (o gün) hiçbir nefis bir başkasının yerine geçmez, hiç kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez ve onlara yardım da edilmez. (2/Bakara 123)

Kur’ân’da şefaat kavramı için bk. 43/Zuhruf, 86.

İbrahim’in milletinden sefihten başkası yüz çevirir mi? Andolsun ki biz onu dünyada seçtik ve o, ahirette de salihlerdendir. (2/Bakara 130)

İbrahim’in milleti için bk. 60/Mümtehine, 4.

Hac vazifelerinizi bitirince, (cahiliyede) babalarınızı andığınız gibi hatta ondan daha fazla Allah’ı anın. İnsanlardan öylesi vardır ki (dua ederken) şöyle der: “Rabbimiz! Bize dünyada ver.” (Böyle dua edenin) ahirette hiçbir nasibi yoktur. (2/Bakara 200)

Müşrikler hac vazifesini tamamlayınca babalarının cömertlik, kahramanlık gibi özelliklerini sayıp onları över ve atalarıyla övünürlerdi. Allah (cc) bu faydasız ve hatalı uygulamayı dünya ve ahiret bereketi olan zikir ibadetiyle değiştirdi. (Bk. Buhari, 4520; Müslim, 1219; Ebu Davud, 1910. Aişe’den (r.anha) )

Bazısı da (dua ederken) şöyle der: “Rabbimiz! Bize dünyada da ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru.” (2/Bakara 201)

Sana haram aylarda savaşmayı soruyorlar. De ki: “O ayda savaşmak büyük bir günahtır. (Ancak) Allah yolundan insanları alıkoymak, O’nu (Allah’ı) inkâr, Mescid-i Haram’ın (hürmetini tanımama) ve o beldenin halkını oradan sürmek, Allah katında (haram ayda savaşmaktan) daha büyük bir günahtır. Fitne/şirk, adam öldürmekten daha büyük (bir günahtır).” Şayet güç yetirirlerse sizi dininizden döndürünceye dek sizinle savaşırlar. Sizden her kim dininden döner ve kâfir olarak can verirse onların amelleri dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar, ateşin ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır. (2/Bakara 217)

Allah Resûlü’nün (sav) görevlendirdiği bir grup sahabi, sefer sırasında müşriklerle karşılaştı. Sahabiler, haram ayların başlayıp başlamadığında tereddüt yaşadılar. Aralarında bir çarpışma yaşandı. Bu çatışma nedeniyle İbnu’l Hadremi’yi öldürdüler. Müşrikler, bu durumu propagandaya çevirip: “Muhammed haram ayların hürmetini çiğniyor ve insanları öldürüyor.” dediler. (Bk. Taberi, 4087) Allah Resûlü (sav) ve sahabesi bu hata nedeniyle üzüldü. Allah (cc) olay hakkında ayet indirerek şu mesajı verdi: Müminler hata yapmış olabilirler. Ancak şirk koşmaları, insanları Allah’ın yolundan alıkoymaları ve müminleri yurtlarından çıkarmaları sebebiyle müşriklerin hatası çok daha büyüktür. Ve asıl eleştirilmesi gerekenler müşriklerdir.

(Allah, düşünesiniz diye) dünya ve ahirete dair hükümlerini size açıklıyor. Sana (velayetlerini üstlendikleri, evlerinde onlarla beraber yaşayan ve mallarını kullandıkları) yetimlerden soruyorlar. De ki: “Onların (mallarını) ıslah etmeniz (koruyup, çoğaltmanız) onlar için daha hayırlıdır.” Şayet mallarını mallarınıza karıştırırsanız onlar sizin kardeşlerinizdir. (Bunda bir sakınca yoktur.) Allah (sizden) bozguncu olanla ıslah edeni bilir. Şayet Allah dileseydi (onların mallarına dokunmamanızı, şayet dokunursanız bozulandan mesul olacağınızı söyleyerek) sizi zora sokabilirdi. Şüphesiz ki Allah, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir. (2/Bakara 220)

Bunların dünya ve ahirette tüm amelleri boşa gitmiştir ve onların yardımcıları da yoktur. (3/Âl-i İmran 22)

O gün her nefis, yaptığı hayrı da yaptığı kötülüğü de karşısında hazır bulur. Kendisiyle yaptıkları arasında uzak bir mesafe olmasını ister. Allah, sizi kendi nefsinden sakındırır (O’ndan korkmanızı emreder). Allah, kullarına karşı şefkatlidir. (3/Âl-i İmran 30)

(Hatırlayın!) Hani melekler demişti ki: “Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah, seni kendinden olan bir kelimeyle müjdeliyor. Onun ismi Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada ve ahirette değerli ve (Allah’a) yakın olanlardandır.” (3/Âl-i İmran 45)

“Kâfirlere gelince, onlara dünyada da ahirette de çetin bir azapla azap edeceğim. Onların yardımcıları da olmayacak.” (3/Âl-i İmran 56)

O gün bazı yüzler aydınlanacak, bazı yüzler de kararacaktır. Yüzleri kararanlara gelince (onlara denilecek ki:) “İman ettikten sonra küfre mi girdiniz? Kâfir olmanıza karşılık azabı tadın (bakalım)!” (3/Âl-i İmran 106)

Yüzleri aydınlananlara gelince, onlar Allah’ın rahmeti içindedirler. Ve orada ebedî kalacaklardır. (3/Âl-i İmran 107)

(Öyleyse) dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar Allah yolunda savaşsınlar. Kim de Allah yolunda savaşır, öldürülür ya da galibiyet elde ederse ona büyük bir mükâfat vereceğiz. (4/Nîsa 74)

Kendilerine: “(Savaştan) elinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin.” denilen kimseleri görmedin mi? (Savaşın farz kılınması için ısrar ediyorlardı.) Savaş onlara farz kılınınca da onlardan bir grup Allah’tan korkar gibi veya daha şiddetli bir korkuyla insanlardan korkmaya ve: “Rabbimiz! Niçin bize savaşı farz kıldın? Bize yakın bir zamana kadar mühlet verseydin ya!” demeye başladılar. De ki: “Dünya metaı azdır. Ahiret ise korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Ve size kıl kadar dahi zulmedilmez.” (4/Nîsa 77)

Kim dünya sevabını istiyorsa şüphesiz ki dünyanın da ahiretin de sevabı Allah’ın yanındadır. Allah (işiten ve dualara icabet eden) Semi’, (her şeyi gören) Basîr’dir. (4/Nîsa 134)

Bugün temiz şeyler sizin için helal kılındı. Kendilerine Kitap verilenlerin yiyecekleri/kestikleri sizin için, sizin yiyecekleriniz de onlar için helaldir. İffetli mümin kadınlarla ve sizden önce kendilerine Kitap verilen iffetli kadınlarla (mehir) ücretlerini vermeniz, iffeti gözetmeniz, zina yapmaksızın ve dost tutmaksızın onlarla evlenmeniz de helal kılındı. Kim de imanı reddederse (imana karşı kâfirce bir tutum sergilerse) onun ameli boşa gitmiştir ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olmuştur. (5/Mâide 5)

Allah’a ve Resûlü’ne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapanların cezası, öldürülmeleri veya asılmaları ya da ellerinin ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya yerlerinden sürülmeleridir. Bu (ceza), dünyadaki rezillikleridir. Ahiretteyse onlar için büyük bir azap vardır. (5/Mâide 33)

Ey Resûl! Küfürde yarışan kimseler seni üzmesin! Onlar ki ağızlarıyla: “İman ettik.” derler. (Oysa) kalpleri iman etmemiştir. O Yahudi olanlardan bazısı yalana kulak verirler. Sana gelmeyen (Yahudi olanlara laf taşımak için) sana kulak verirler. Allah yerli yerine koyduktan sonra, kelimeleri yerinden oynatarak tahrif ederler. Derler ki: “Bu (tahrif edip değiştirdiğiniz) size verilirse onu alın, verilmezse sakının!” Allah kimin fitnesini dilerse sen onun için Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Bunlar, Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır. (5/Mâide 41)

Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir. Şüphesiz ahiret yurdu korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Akletmez misiniz? (6/En'âm 32)

Bu (Kur’ân) ise, Mekke ve çevresini onunla uyarasın diye indirdiğimiz, mübarek ve kendisinden önceki (Tevrat’ı) doğrulayan bir Kitap’tır. Ahirete iman edenler (bu Kitab’a) inanırlar ve onlar namazlarını (vakitlerine, rükün ve şartlarına, huşu ve adabına dikkat ederek) korurlar. (6/En'âm 92)

Hiçbir peygambere, düşmanlarıyla çarpışıp güç kazanıncaya kadar esir edinmek yakışmaz. Siz geçici bir dünyalık istiyorsunuz. (Oysa) Allah (sizin için ebedî olan) ahiret yurdunu ister. Allah (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir. (8/Enfâl 67)

Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe inanan ve Allah yolunda (malı ve canıyla) cihad edenlerle bir mi tuttunuz? Allah katında bir olmazlar. Allah, zalimler topluluğunu hidayet etmez. (9/Tevbe 19)

Ey iman edenler! Size Allah yolunda savaşa çıkın denildiği zaman, ne oldu size de ağırlaşıp yerinize çakıldınız? Yoksa ahireti (bırakıp) dünya hayatına mı razı oldunuz? Ahiretin yanında dünya hayatının metaı pek azdır. (9/Tevbe 38)

Sizden önceki (münafık ve kâfirler) gibisiniz. Onlar sizden daha kuvvetli, malları ve evlatları da daha fazlaydı. Onlar nasiplerince zevküsefa sürdüler. Sizler de sizden öncekilerin nasiplerince zevküsefa sürdükleri gibi nasibinizce zevküsefa sürüyorsunuz. Ve onların dalıp gittikleri gibi (dünyanın oyun ve eğlencesine) daldınız. Bunların tüm amelleri dünyada ve ahirette boşa gitmiştir. Ve bunlar, hüsrana uğrayan kimselerdir. (9/Tevbe 69)

Kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanlara El-Husna (cennet) ve fazlası (Allah’ı görme) vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı ne de zillet bürür. (Yüzleri apaydınlıktır.) Bunlar cennetin ehlidirler ve orada ebedî kalacaklardır. (10/Yûnus 26)

Kötülükler kazanmış olanlara gelince, kötülüğün karşılığı benzeri bir kötülükle (cezalandırılmaktır). Onları (her yönden) zillet bürümüştür. (Onları) Allah’tan koruyup kollayacak hiçbir kimse de yoktur. Yüzleri, gecenin parçaları kaplamış gibi kapkaranlıktır. Bunlar ateşin ehlidir. Ve orada ebedî kalacaklardır. (10/Yûnus 27)

O gün hepsini bir araya toplayacağız. Sonra da ortak koşanlara: “Siz ve ortak koştuklarınız yerinizi alın/bir yere kıpırdamayın.” diyeceğiz. Onların arasını ayırırız. Ortak koştukları der ki: “Siz bize ibadet ediyor değildiniz.” (10/Yûnus 28)

Onlara dünya hayatında da ahirette de müjde vardır. Allah’ın sözlerinde/hükümlerinde asla değişiklik olmaz. İşte bu, en büyük kurtuluşun ta kendisidir. (10/Yûnus 64)

“Allah dostu” kavramı, en fazla tahrife uğrayan Kur’ân kavramlarından biridir. Kitab’ı ve onun açıklaması olan Sünnet’i sırtlarının gerisine atıp; zan, hurafe, menkıbe ve varsayımlarla din öğrenen bazı kimseler, Allah dostlarının gizemli, özel birtakım ritüellere tabi tutulmuş, sadece bir grup insanın bilebileceği yöntemleri kullanan, farklı âlemlerle irtibatlı insanlar olduklarını düşünürler. Ayet-i kerime, Allah dostlarını hiçbir kapalılığa yer bırakmayacak şekilde izah eder: Allah’a (cc) iman eden ve Allah’tan (cc) korkup sakınan herkes Allah (cc) dostudur. Her bir insan imanı ve takvası oranında bu velayetten payına düşeni almaktadır. Yukarıda zikrettiğimiz “Allah dostu” tasavvuruysa İslam karşısında varlık gösteremeyen sihirbaz, kâhin, arraf gibi sapkınların “Allah dostu” kavramını kullanarak İslam toplumunda tutunma çabalarıdır.

Böylelerinin ahirette ateşten başka bir nasipleri yoktur. Orada tüm yaptıkları boşa gitmiştir. Yapmakta oldukları da batıldır. (11/Hûd 16)

Allah (cc) dünya nimetlerini insan için yarattığını (7/A’râf, 32) insanın da fıtri olarak bu nimetlere düşkün olduğunu (3/Âl-i İmran, 14) belirtmiştir. Buna binaen, dünya sevgisi ve nimetlerinin Allah’tan (cc) olduğunu bilerek onu istemek itikadi ve ahlaki bir sorun değildir. Ancak dünyayı taparcasına sevmek, sadece onun için çalışmak (ayette olduğu gibi), dünya sevgisinin fitne olup Allah’ı (cc) ve kulluğu unutturması (9/Tevbe, 23-24) yalnızca dünya için sevinip öfkelenmek (9/Tevbe, 58-59) itikadi ve ahlaki bir hastalıktır.

Onlar ki Allah’ın yolundan alıkoyar ve onun çarpık olmasını dilerler. Onlar ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir. (11/Hûd 19)

Çare yok! Şüphesiz bunlar, ahirette en fazla zarara uğrayacak olanlardır. (11/Hûd 22)

Şüphesiz ki bu (anlattıklarımızda), ahiret azabından korkanlar için (ibret alınacak) bir ayet vardır. Bu, bütün insanların onun için toplanmış olacağı gündür. Ve bu, (tüm varlığın) şahitlik edeceği bir gündür. (11/Hûd 103)

Dedi ki: “Size rızık olarak yiyeceğiniz bir yemek gelmeden önce mutlaka yorumunu haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiği bilgidendir. Şüphesiz ki ben, Allah’a inanmayan ve ahireti inkâr eden bir topluluğun dinini terk ettim.” (12/Yûsuf 37)

Hiç şüphesiz ahiret mükâfatı, iman edip Allah’tan korkanlar için daha hayırlıdır. (12/Yûsuf 57)

“Rabbim! Hiç şüphesiz bana mülk/yetki verdin ve bana rüya tabirini öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Sen dünyada da ahirette de benim velimsin/dostumsun! Benim canımı Müslim/şirki terk ederek tevhidle Allah’a yönelen bir kul olarak al ve beni salihler zümresine dahil et.” (12/Yûsuf 101)

Senden önce kendilerine vahyettiğimiz şehir ahalisinden olan erkeklerden başkasını (resûl olarak) göndermedik. Kendilerinden önce (yaşayanların) akıbetini görmek için yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı? Hiç şüphesiz ahiret yurdu, (Allah’tan) korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Akletmez misiniz? (12/Yûsuf 109)

Allah dilediğine rızkı genişletir, dilediğine daraltır. Onlar dünya hayatıyla sevinip (şımardılar). (Oysa) dünya hayatı ahiret yanında (basit bir) faydalanmadan başkası değildir. (13/Ra'd 26)

Onlara dünya hayatında azap vardır. Ahiret azabı ise daha çetin ve zordur. Ve onları Allah’a karşı koruyacak hiçbir kimse de yoktur. (13/Ra'd 34)

Ve ahirete inanmayanları da onlar için can yakıcı bir azap hazırladığımız (gerçeğiyle müjdeler). (17/İsrâ 10)

Kim de ahiret yurdunu ister ve onun için mümin olarak çabalarsa bunların çabası, karşılığını fazlasıyla görecektir. (17/İsrâ 19)

Bak! Nasıl da bazısını bazısına üstün kıldık. Hiç kuşkusuz, ahiret dereceleri ve ahiret üstünlüğü daha büyüktür. (17/İsrâ 21)

Kur’ân okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanlar arasına görünmez/manevi bir perde çekeriz. (17/İsrâ 45)

De ki: “Kim sapıklık içindeyse Er-Rahmân ona verdiği mühleti alabildiğince uzatsın... Kendilerine vadedilen azap ya da kıyameti gördüklerinde, kimin konumu daha kötü ve kim askerî bakımdan/yardımcılar bakımından daha zayıfmış yakinen bileceklerdir.” (19/Meryem 75)

Muttakileri heyet hâlinde Er-Rahmân’ın huzuruna toplayacağımız o gün (var ya)! (19/Meryem 85)

Hiç kuşkusuz, kim Rabbine suçlu bir günahkâr olarak gelirse elbette, ona cehennem vardır. Orada ne ölür (ki kurtulsun) ne de dirilir (ki faydalansın). (20/Tâhâ 74)

Tüm yüzler (hayat sahibi ve varlığa hayat veren) El-Hayy ve (var olmak için hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin varlığının kendisine bağlı olduğu) El-Kayyûm olanın karşısında zilletle boyun eğmiştir. Muhakkak ki zulüm taşıyan (sırtında zulüm/şirk yüküyle gelen) kaybetmiştir. (20/Tâhâ 111)

Aşırı gidip Rabbinin ayetlerine inanmayanları da böyle cezalandırırız. Kuşkusuz ahiret azabı daha çetin ve daha kalıcıdır. (20/Tâhâ 127)

Onu göreceğiniz gün, emziren emzirdiğini unutur, gebe kadınlar çocuklarını düşürür ve insanları sarhoş hâlde görürsün; oysa onlar, sarhoş değildirler. Fakat Allah’ın azabı pek çetindir. (22/Hac 2)

İnsanlardan öylesi vardır ki Allah’a kıyısından köşesinden (şüphe içinde, ayağı sağlam basmadan) kulluk eder. Şayet ona bir hayır erişirse onunla mutmain olur. Ona bir fitne/imtihan erişirse yüz üstü çevrilir (eski hâline döner). Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte bu, apaçık bir hüsrandır. (22/Hac 11)

Kim de Allah’ın, ona (Nebi’ye) dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğine inanıyorsa göğe bir araç uzatsın, sonra da (gökten ona gelen yardımı) kessin. (Sonra da) baksın (bakalım), bulduğu bu çare (İslam’a ve Peygamber’e) karşı öfkesini gidermiş mi? (22/Hac 15)

(Hayır, öyle değil!) Asıl mesele, onlar kıyameti yalanladılar. Ve biz kıyameti inkâr edenlere, alevleri dehşet saçan bir ateş hazırladık. (25/Furkân 11)

“(İnsanların) diriltileceği günde beni rezil edip küçük düşürme!” (26/Şuarâ 87)

Allah’a selim bir kalple gelenler müstesna. (26/Şuarâ 89)

Şirk, ısrar edilen büyük günahlar ve Allah’ın (cc) vaadine karşı şüphe içinde olmak gibi hastalıklardan uzak, tevbe ve istiğfarla sürekli arınan kalpler selim kalplerdir.

“Andolsun ki biz ve daha önce babalarımız bununla tehdit edildik. Bu, yalnızca öncekilerin masallarıdır.” (27/Neml 68)

O, kendisinden başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilahın olmadığı Allah’tır. Başta da (dünyada) sonda da (ahirette) hamd O’na aittir. Hüküm yalnızca O’nundur. O’na döndürüleceksiniz. (28/Kasas 70)

İşte (bu) ahiret yurdudur. Biz, onu yeryüzünde üstünlük taslamayan ve bozgunculuk istemeyenlere veririz. (Güzel) akıbet muttakilerindir. (28/Kasas 83)

Kim (Allah’ın huzuruna) iyilikle gelirse onun için daha hayırlısı vardır. Kim de kötülükle gelirse kötülük yapanlara, ancak yaptıklarının karşılığı verilir. (28/Kasas 84)

(İblis’in) onlar üzerinde hiçbir otoritesi yoktu. (Fakat) ahirete inananlarla onda şüphe içerisinde olanları açığa çıkarmak için (İblis’e mühlet verdik). Senin Rabbin, her şeyin üzerinde koruyucudur. (34/Sebe’ 21)

Derler ki: “Yazıklar olsun bize! Bu, din günüdür.” (37/Saffât 20)

(Bu mu) yoksa geceleri secdede ve kıyamda geçiren, ahiret (azabından) sakınan ve Rabbinin rahmetini umarak gönülden ve sürekli (Allah’a kulluk eden mi daha hayırlıdır)? Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alır. (39/Zümer 9)

Allah dünya hayatında onlara rezilliği tattırdı. Ahiret azabıysa şüphesiz, daha büyüktür. Keşke bilselerdi! (39/Zümer 26)

Allah, bir olarak (tevhid üzere) anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalpleri (nefret ve) ürpertiyle tiksinir. Allah dışındaki (sahte ilahlar) anıldığı zaman, (bir de bakarsın) sevinç içindedirler. (39/Zümer 45)

Kazandıkları kötülükler kendileri için açığa çıkmış ve alaya aldıkları (azap) onları çepeçevre kuşatmıştır. (39/Zümer 48)

Her nefse yaptığının (karşılığı) eksiksiz olarak verilir. O, onların yaptıklarını en iyi bilendir. (39/Zümer 70)

Meleklerin arşın etrafını sarmış (bir şekilde), Rablerini hamd ile tesbih ettiğini görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiş ve: “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.” denilmiştir. (39/Zümer 75)

Onlar ki zekâtı vermezler ve onlar kesinlikle ahireti inkâr ederler. (41/Fussilet 7)

“Bizler, dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Orada canınızın istediği her şey sizindir ve orada olmasını arzuladığınız her şey de sizindir.” (41/Fussilet 31)

Kim ahiret ekinini isterse (ameliyle ahiret sevabını isterse) onun ekinini arttırırız. Kim de dünya ekinini isterse (ameliyle dünya hayatının süsünü isterse) ona da ondan veririz. (Fakat) onun, ahirette hiçbir nasibi yoktur. (42/Şûrâ 20)

En büyük yakalayışla yakalayacağımız gün, hiç şüphesiz biz, intikam alıcılarız. (44/Duhan 16)

Hiç şüphesiz Yevmu’l Fasl/ayırt etme günü, onların topluca (diriltilecekleri) vakittir. (44/Duhan 40)

Ayetlerimizden bir şey öğrenecek olsa onu alay konusu edinir. Böylelerine alçaltıcı bir azap vardır. (45/Câsiye 9)

Göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği Allah’a aittir. Kıyametin kopacağı gün, işte o zaman, batıl ehli hüsrana uğrayacaktır. (45/Câsiye 27)

O gün her ümmeti dizleri üzere çökmüş görürsün. Her ümmet kitabına çağrılır ve: “Bugün, yaptıklarınızın karşılığını alacaksınız.” (45/Câsiye 28)

“Bu, Allah’ın ayetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatması nedeniyledir.” Bugün oradan çıkarılmazlar ve (dünyaya geri dönüp Allah’ı razı edecek amel yapma istekleri de) kabul görmez. (45/Câsiye 35)

Sura üfürülmüştür. Bu, tehditlerimin (vuku bulacağı) gündür. (50/Kâf 20)

Her nefis, yanında (onu mahşer alanına getiren) bir sürücü (ve yaptıklarına tanıklık edecek) bir şahitle gelmiştir. (50/Kâf 21)

Orada her istedikleri onlarındır. Yanımızda fazlası da vardır. (50/Kâf 35)

Münadinin yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver/dikkat kesil. (50/Kâf 41)

O gün yer, onlardan (üzerlerinden) yarılıp açılır. (Kabirlerinden) hızlıca çıkarlar. Bu, bizim için kolay bir haşrdır/toplamadır. (50/Kâf 44)

Hiç şüphesiz ki din/hesap mutlaka gerçekleşecektir. (51/Zâriyat 6)

“Din/kıyamet günü ne zamandır?” diye sorarlar. (51/Zâriyat 12)

(Sormaya gerek yoktur, çünkü) mücrimler yüzlerinden tanınır, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar. (55/Rahmân 41)

Sizler de üç sınıf olduğunuzda, (56/Vâkıa 7)

O gün, mümin erkek ve mümin kadınların nurlarının önlerinden koştuğunu ve sağlarından (amel defterlerini aldıklarını) görürsün. (Onlara denir ki:) “Bugün müjdeniz, içinde ebedî kalacağınız, altlarından ırmaklar akan cennetlerdir. Bu, büyük kurtuluşun/kazancın ta kendisidir.” (57/Hadîd 12)

Şüphesiz ki gaybta (görmedikleri hâlde ya da kimsenin kendilerini görmediği yerlerde) Rablerinden korkanlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır. (67/Mülk 12)

(Azabı) yakınlaşmış gördükleri zaman, kâfirlerin yüzleri kötü bir hal aldı. Denildi ki: “İşte bu (ne zamanmış diye inkâr ettiğiniz ve) gerçekleşmesini talep ettiğiniz şeydir.” (67/Mülk 27)

Baldırın açılacağı o günde secdeye çağrılırlar, (fakat secde etmeye) güç yetiremezler. (68/Kalem 42)

Gözleri (korkudan) baygın (bir hâldedir). Onları zillet bürür. (Oysa) onlar sıhhatli iken secdeye çağrılırlardı. (68/Kalem 43)

O gün (Allah’a) arz olunursunuz. Hiçbir şeyiniz gizli kalmaz. (69/Hakka 18)

İsteyen biri, gerçekleşecek azabı istedi. (70/Meâric 1)

O (azap), göklerin sahibi Allah’tandır. (70/Meâric 3)

Gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün, (70/Meâric 8)

Dağlar (etrafa saçılmış) rengârenk yün gibi olur. (70/Meâric 9)

(O gün) yakın dost, dostunu sormaz. (70/Meâric 10)

(Birbirlerine) gösterilirler. Mücrim kimse, o günün azabından kurtulmak için oğullarını fidye olarak vermek ister. (70/Meâric 11)

Hanımını ve kardeşini, (70/Meâric 12)

Onu barındıran hısım akrabayı, (70/Meâric 13)

Yeryüzünde olanların tamamını... Sonra da (bu verdikleri) onu kurtarsın (ister). (70/Meâric 14)

Asla! Çünkü o, çılgınca yanan ve alevleri şiddetli cehennemdir. (70/Meâric 15)

Kafa derisini soyup çıkarandır. (70/Meâric 16)

(İman ve salih amelden) yüz çeviren ve arkasını döneni çağırır. (70/Meâric 17)

(Mal) toplayıp onu bir kapta (biriktireni). (70/Meâric 18)

Her nefis, kazandığı (ameller) karşılığında rehindir. (74/Müddessir 38)

Asla! Bilakis onlar, ahiretten korkmuyorlar. (74/Müddessir 53)

Adaklarını yerine getirir ve kötülüğü/şerri yaygın olan bir günden korkarlar. (76/İnsân 7)

Şüphesiz ki vadolunduğunuz (kıyamet) gerçekleşecektir. (77/Mürselât 7)

O gün, yalanlayanların vay hâline! (77/Mürselât 15)

O gün, yalanlayanların vay hâline! (77/Mürselât 28)

Yalanladığınız (cehenneme) doğru gidin. (77/Mürselât 29)

O gün, yalanlayanların vay hâline! (77/Mürselât 45)

Hiç şüphesiz, cehennem (ona) bir barınaktır. (79/Nâziât 39)

Kulakları sağır eden (Sur’un) çığlığı geldiği zaman, (80/Abese 33)

O gün, (bazı) yüzlerin üzerini toz kaplamıştır. (80/Abese 40)

Çehrelerini (duman isi gibi) bir karartı bürümüştür. (80/Abese 41)

Güneş dürülüp (karartıldığında), (81/Tekvîr 1)

Yıldızlar dökülüp saçıldığında, (81/Tekvîr 2)

Dağlar yürütüldüğünde, (81/Tekvîr 3)

Hamile develer kendi hâllerine terk edildiğinde, (81/Tekvîr 4)

Vahşi hayvanlar toplandığında, (81/Tekvîr 5)

Denizler tutuşturulduğunda, (81/Tekvîr 6)

Nefisler eşleştirilip (ruhlar cesetle yeniden buluştuğunda), (81/Tekvîr 7)

Diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğunda, (81/Tekvîr 8)

Hangi günahtan ötürü öldürüldüğü (sorulduğunda), (81/Tekvîr 9)

Sahifeler yayılıp açıldığında, (81/Tekvîr 10)

Gök sökülüp dürüldüğünde, (81/Tekvîr 11)

Cehennem (ateşi) iyice harlanıp tutuşturulduğunda, (81/Tekvîr 12)

Cennet yakınlaştırıldığında, (81/Tekvîr 13)

Gök yarıldığında, (82/İnfitâr 1)

Yıldızlar dökülüp saçıldığında, (82/İnfitâr 2)

Denizler patlatılıp/fışkırıp taşırıldığında, (82/İnfitâr 3)

Kabirler ters yüz edildiğinde, (82/İnfitâr 4)

Her nefis (ne yapıp) takdim ettiğini ve (neyi terk edip) ertelediğini öğrenir. (82/İnfitâr 5)

Hayır! Bilakis siz hesabı yalanlıyorsunuz. (82/İnfitâr 9)

Facirlerse elbette cehennemdedirler. (82/İnfitâr 14)

Din gününde oraya gireceklerdir. (82/İnfitâr 15)

Ondan kaybolup (bir an olsun bile) uzaklaşamayacaklardır. (82/İnfitâr 16)

Sen, din gününün/hesap gününün ne olduğunu nereden bileceksin? (82/İnfitâr 17)

Ve yine sen, din gününü nereden bileceksin? (82/İnfitâr 18)

O gün, kimsenin kimseye bir faydası yoktur. O gün emir, yalnızca Allah’ındır. (82/İnfitâr 19)

Asla! Hiç şüphesiz onlar, o gün Rablerinden perdelenmişler (O’nu göremeyeceklerdir). (83/Mutaffifîn 15)

Bugün ise iman edenler kâfirlere gülerler. (83/Mutaffifîn 34)

Sedirler üzerinde (etrafı) seyretmektedirler. (83/Mutaffifîn 35)

Acaba kâfirler, yaptıklarının (müminlerle alay edip, eğlenmelerinin) mükâfatını aldılar mı? (83/Mutaffifîn 36)

Ey insan! Hiç şüphesiz sen, Rabbinin (rızası için) sürekli çabalayacaksın ve sonunda O’nunla karşılaşacaksın. (84/İnşikâk 6)

Kime kitabı sağdan verilmişse, (84/İnşikâk 7)

O, kolay olan bir sorguyla hesaba çekilecektir. (84/İnşikâk 8)

Ve ailesinin yanına sevinç içinde dönecektir. (84/İnşikâk 9)

Kime de kitabı arkasından (sol yanından) verilirse, (84/İnşikâk 10)

“Vay başıma gelene!” diye ölümü çağıracaktır. (84/İnşikâk 11)

Ve alevleri dehşet saçan ateşe girecektir. (84/İnşikâk 12)

Oysa o, (dünyada) ailesi arasında sevinçliydi. (84/İnşikâk 13)

Çünkü o, (Rabbine) dönmeyeceğini sanmıştı. (84/İnşikâk 14)

(Hayır, öyle değil!) Bilakis, elbette Rabbi onu görendir. (84/İnşikâk 15)

Sana her şeyi örtüp bürüyecek olan (kıyametin) haberi geldi mi? (88/Ğaşiye 1)

O gün, (bazı) yüzler korku ve zillet içindedir. (88/Ğaşiye 2)

Çalışmış, yorulmuştur. (88/Ğaşiye 3)

Kızgın ateşe girecektir. (88/Ğaşiye 4)

Son derece kaynar bir çeşmeden (su) içirilir. (88/Ğaşiye 5)

Onlar için (zehirli, pis kokulu, boğazı parçalayan) “darî” dikeninden başka bir yiyecek yoktur. (88/Ğaşiye 6)

Ne doyurur ne de açlığı giderir. (88/Ğaşiye 7)

(Bazı) yüzler vardır ki nimet (içinde mutludurlar). (88/Ğaşiye 8)

Çabasından dolayı (elde ettiği sevaptan) razıdır/hoşnuttur. (88/Ğaşiye 9)

Yüksek bir cennettedir. (88/Ğaşiye 10)

Orada boş/faydasız söz işitmez. (88/Ğaşiye 11)

Orada (sürekli) akmakta olan bir pınar vardır. (88/Ğaşiye 12)

Orada yükseltilmiş sedirler vardır. (88/Ğaşiye 13)

Yerleştirilmiş kaplar/bardaklar, (88/Ğaşiye 14)

Yan yana dizilmiş yastıklar, (88/Ğaşiye 15)

Saçılmış değerli halılar. (88/Ğaşiye 16)

(Ancak) kim yüz çevirip inkâr ederse, (88/Ğaşiye 23)

Allah, ona en büyük azapla azap edecektir. (88/Ğaşiye 24)

Hiç şüphesiz, onların dönüşleri bizedir. (88/Ğaşiye 25)

Sonra onları hesaba çekmek de yine bize aittir. (88/Ğaşiye 26)

Rabbin geldiğinde ve melekler saf saf (dizildiklerinde), (89/Fecr 22)

Haydi kullarımın arasına katıl. (89/Fecr 29)

Ve cennetime gir. (89/Fecr 30)

Sonra da iman eden ve birbirlerine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmasıdır. (90/Beled 17)

İşte bunlar, (amel defterlerini sağdan alıp, cennet ehli olan) Ashab-ı Meymene’dir. (90/Beled 18)

Ayetlerimizi yalanlayanlarsa onlar, (amel defterlerini soldan alıp, cehennemlik olan) Ashab-ı Meş’eme’dirler. (90/Beled 19)

Üzerlerinde, kapıları (açılmayacak şekilde sıkı) kilitlenmiş bir ateş vardır. (90/Beled 20)

Kuşkusuz, son da (ahiret de) ilk de (dünya da) bize aittir. (92/Leyl 13)

Sizi cayır cayır yanan bir ateşle uyardım. (92/Leyl 14)

Ona en bedbaht olandan başkası girmez. (92/Leyl 15)

O ki yalanlayıp yüz çevirmiştir. (92/Leyl 16)

(Allah’tan) sakınıp korkan (takva sahipleri) ondan uzak tutulur. (92/Leyl 17)

Asla! Şayet buna bir son vermezse hiç şüphesiz onu perçeminden yakalarız. (96/Alak 15)

(O) yalancı ve günahkâr perçeminden. (96/Alak 16)

O da beraber oturup kalktığı yakın çevresini çağırsın. (96/Alak 17)

Biz de zebanileri çağıracağız. (96/Alak 18)

O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye grup grup (yerlerinden) çıkarlar. (99/Zilzâl 6)

Kim zerre-i miskal bir hayır işlemişse onu görür. (99/Zilzâl 7)

Kim de zerre-i miskal bir şer işlemişse onu görür. (99/Zilzâl 8)

Dinin (hükümlerini) yalanlayanı gördün mü? (107/Maûn 1)