Allah’ın Sıfatları ile ilgili ayetler

Ya da (onların durumu) içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek taşıyan bir yağmura (maruz kalan kimse) gibidir. Yıldırımın (dehşetinden) ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına kapatırlar. Allah kâfirleri çepeçevre kuşatandır. (2/Bakara 19)

Vahiy, kalplere hayat veren bir kaynaktır. Tıpkı yağmurun toprağa hayat verdiği gibi. Yağmur, tüm faydalarına rağmen şimşek, yıldırım ve yoğun bulutların oluşturduğu karanlıklar taşır içinde. Kur’ân, Allah’ın (cc) rahmeti ve cennet nimetlerini anlatan ayetlere sahip olduğu gibi; Allah’ın azabı ve cehennemi tasvir eden korkutucu ayetler de barındırır.

Münafıklar; Kur’ân’ın onaran, dirilten ve esenliğe çağıran çağrısından istifade etmezler. Onun korkutan, sarsan, tehdit eden ayetlerini üzerlerine alır ve her daim korku içinde yaşarlar.

Şimşek neredeyse gözlerini (hızlıca alıp) kapıverecek. (Şimşeğin ışığı) önlerini her aydınlattığında onun ışığında yürürler. Onları karanlıkta bırakınca (korku ve şaşkınlıkla) yerlerine çakılırlar. Allah dileseydi onların işitme ve görme duyularını alıverirdi. Şüphesiz ki Allah, her şeye kadîrdir. (2/Bakara 20)

Biz bir ayeti neshettiğimizde ya da unutturduğumuzda, ondan daha hayırlısını ya da bir benzerini (onun yerine) getiririz. Allah’ın her şeye kadîr olduğunu bilmez misin? (2/Bakara 106)

Hak kendilerine açığa çıktıktan sonra Ehl-i Kitap’tan birçoğu, benliklerinde yer etmiş kıskançlık nedeniyle sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek istediler. Allah bu konuda hükmünü verinceye dek onları affedin, onları hoş görüp (yaptıklarını) görmezden gelin. Şüphesiz Allah her şeye kadîrdir. (2/Bakara 109)

Doğu da batı da Allah’ındır. Ne tarafa yönelirseniz Allah’ın yüzü oradadır. Şüphesiz Allah (ihsanı ve lütfu bütün varlığı kuşatacak kadar geniş olan) Vâsi’ ve (her şeyi bilen) Alîm’dir. (2/Bakara 115)

Gökleri ve yeri benzersiz şekilde yaratandır. Bir işe (olması için) hükmettiğinde ona: “Ol!” der, o da oluverir. (2/Bakara 117)

Herkesin yöneldiği bir yönü/kıblesi mutlaka vardır. (Öyleyse) hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar. Şüphesiz ki Allah, her şeye kadîrdir. (2/Bakara 148)

Allah... O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. (Hayat sahibi ve varlığa hayat veren) El-Hayy, (var olmak için hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin varlığı kendisine bağlı olan) El-Kayyûm’dur. Ne uyuklama ne de uyku tutar O’nu. Göklerde ve yerde olan her şey O’na aittir. O’nun izni olmadan kim O’nun yanında şefaat edebilir? Onların önünde ve arkasında olanı bilir. O’nun dilediği dışında O’nun bilgisini kuşatıp (kavrayamazlar). Kürsüsü gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onları (gökleri ve yeri) korumak O’na ağır gelmez. O, (zatı ve sıfatları en yüce olan) El-Aliy, (zatı ve sıfatları en büyük olan) El-Azîm’dir. (2/Bakara 255)

Ya da çatıları üzerine yıkılmış (altı üstüne gelmiş) o ıssız beldeye uğrayanı görmedin mi? Demişti ki: “Allah, ölümünden sonra burayı nasıl diriltecek?” (Bunun üzerine) Allah onu yüz yıl öldürmüş sonra diriltmişti. “(O hâlde) ne kadar bekledin?” demişti. “Bir gün veya bir günden daha az.” demişti. Allah: “(Hayır, öyle değil!) Bilakis sen, yüzyıl (öylece) bekledin. Bak (bakalım) yiyecek ve içeceğine, hiç bozulmamıştır. Eşeğine de bak! -Tüm bunlar seni insanlara ibret kılmak içindir- Bak (eşeğin) kemiklerine! Onu nasıl ayağa kaldırıp sonra da et giydiriyoruz.” O (mesele) açıklığa kavuşunca demişti ki: “Biliyorum ki Allah, her şeye kadîrdir.” (2/Bakara 259)

(Hatırlayın!) Hani İbrahim: “Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster.” demişti. (Allah) demişti ki: “İnanmadın mı?” Demişti ki: “Hayır! Elbette inanıyorum. Fakat kalbimin mutmain olmasını (istiyorum).” Demişti ki: “Dört tane kuş al. Onları kendine alıştır. Sonra onlardan her bir parçayı bir dağın üzerine koy. Daha sonra onları çağır, sana koşarak gelirler. Bil ki Allah (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir.” (2/Bakara 260)

Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. Nefislerinizde olanı açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi ondan hesaba çekecektir. (Hesap neticesinde) dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah, her şeye kadîrdir. (2/Bakara 284)

Şüphesiz ki yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. (3/Âl-i İmran 5)

Sizleri (annelerinizin) rahimlerinde dilediği gibi şekillendiren O’dur. Kendisinden başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. O (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’dir. (3/Âl-i İmran 6)

De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Dilediğine mülk verir, dilediğinden mülkü alırsın. Dilediğini izzetli kılar, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir, şüphesiz ki sen, her şeye kadîrsin.” (3/Âl-i İmran 26)

“Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın. Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğini hesapsız/sınırsız rızıklandırırsın.” (3/Âl-i İmran 27)

De ki: “Sinelerinizde olanı gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ve yerde olanları da bilir. Allah, her şeye kadîrdir.” (3/Âl-i İmran 29)

Onun içinde apaçık ayetler ve İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse emniyettedir. Ona yol bulanlara/güç yetirenlere (Allah’ın hakkı olarak) evi haccetmeleri farzdır. Kim de inkâr ederse şüphesiz ki Allah, âlemlere ihtiyacı olmayandır. (3/Âl-i İmran 97)

(Bedir’de müşriklerin başına) iki misli gelen bir musibet (Uhud’da) sizin başınıza gelince mi: “Bu nereden çıktı?” dediniz? De ki: “O (musibet) sizin yanınızdandır/günahlarınız sebebiyledir.” Şüphesiz ki Allah, her şeye güç yetirendir. (3/Âl-i İmran 165)

Andolsun ki Allah, “Allah fakir, biz ise zenginiz.” diyen kimselerin sözünü işitti. Onların söylediklerini ve haksız yere nebileri öldürmelerini yazacağız ve: “Yakıcı ateşin azabını tadın.” diyeceğiz. (3/Âl-i İmran 181)

“Allah’a güzel bir borç verip de, Allah’ın ona kat kat fazlasını vereceği o (bahtiyar) kimdir? Allah, (rızkı) daraltır ve genişletir. O’na döndürüleceksiniz.” (2/Bakara, 245) ayeti indiğinde Yahudiler şöyle dediler: “İhtiyaç sahibi, daha zengin olandan borç ister. Demek ki Allah fakir, biz ise zenginiz.” Bu sözler üzerine Âl-i İmran Suresi 181. ayet indi. (İbni Ebi Hatim, 2429, 4589)

Allah’la (cc) ilgili bir ayeti beşerî kıstaslarla yorumlayıp, ayetin anlamını inkâr ve alay konusu edinmek, bir Yahudi ahlakıdır. “Allah’ın eli”, “Allah’ın gözü”, “Rahmân arşa istiva etti.” gibi ayetlerde: “Bizim de elimiz, gözümüz var. Bu ayetleri kabul edersek Allah’a (cc) cisim izafe eder, onu yarattıklarına benzetiriz.” diyenler de aynı hataya düşmektedirler. Çünkü Allah’a (cc) iman, gaybın konusudur. Gayb akıl, yorum ve kıyasla anlaşılmaz. Gayb mutlak teslimiyet ve tasdik ister. Allah (cc) kendini böyle tanıtmayı uygun görmüş, resûlleri bunu yorumlamadan aktarmayı tercih etmiş ve seçkin sahabiler ayetlere iman edip, lafızları yorumlamadan bizlere nakletmişlerdir. Bizlere düşen Yahudi ahlakıyla değil, Resûl (sav) ve sahabe ahlakıyla isim ve sıfat ayetlerine yaklaşmaktır.

Göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği Allah’a aittir. Allah, her şeye kadîrdir. (3/Âl-i İmran 189)

Göklerde ve yerde olanların tamamı Allah’a aittir. Vekil olarak Allah yeter. (4/Nîsa 132)

Şayet (Allah) dilerse -Ey insanlar!- sizi götürüp yerinize başkalarını getirir. Allah, bunu yapmaya muktedirdir. (4/Nîsa 133)

Andolsun ki: “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir.” diyenler kâfir oldular. De ki: “Allah Meryem oğlu Mesih’i, annesini ve yeryüzünde yaşayanların tamamını helak etmek istese Allah’a karşı kim onları koruyabilir?” Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin tamamının hâkimiyeti/egemenliği Allah’a aittir. Dilediğini yaratır, Allah her şeye kadîrdir. (5/Mâide 17)

Yahudi ve Hristiyanlar: “Biz, Allah’ın çocukları ve sevdikleriyiz.” der. De ki: “(Madem öyle) ne diye günahlarınızdan dolayı size azap ediyor?” (Hayır, öyle değil!) Bilakis sizler, O’nun yarattıklarından birer insansınız. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hâkimiyeti/egemenliği Allah’a aittir. Dönüş O’nadır. (5/Mâide 18)

Ey Ehl-i Kitap! Resûllerin kesintiye uğradığı bir zamanda: “Bize ne bir müjdeci ne de bir uyarıcı geldi.” demeyesiniz diye size açıklayan Resûlümüz geldi. Şüphesiz ki size, müjdeci de uyarıcı da geldi. Allah, her şeye kadîrdir. (5/Mâide 19)

Göklerin ve yerin hâkimiyetinin/egemenliğinin Allah’a ait olduğunu, dilediğine azap edip dilediğini bağışladığını bilmez misin? Allah, her şeye kadîrdir. (5/Mâide 40)

Sana, kendinden önceki Kitab’ı doğrulayan ve onun üzerinde denetleyici olan (bu) Kitab’ı hak olarak indirdik. Onların arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Sana gelen haktan (seni saptıracak olan) hevalarına/arzularına uyma. Sizden her bir (ümmet) için bir şeriat ve yol kıldık. Şayet Allah dileseydi sizi (şeriatı ve yolu aynı olan) tek bir ümmet yapardı. Lakin size verdiklerinde sizleri denemek için (şeriat ve yollarınızı farklı kıldı. Öyleyse) hayırlarda yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. İhtilaf ettiğiniz şeylerde (kimin haklı olduğunu) size haber verecektir. (5/Mâide 48)

Göklerin, yerin ve içindekilerin hâkimiyeti/egemenliği Allah’a aittir. O, her şeye kadîrdir. (5/Mâide 120)

Göklerde ve yerde (kulluk edilen) Allah O’dur. Sizin gizlinizi de açığınızı da bilir. Kazandıklarınızı da bilmektedir. (6/En'âm 3)

En’âm Suresi Mekkî’dir. Sure, başından sonuna dek müşriklerde var olan inanç problemlerine temas edip, batıl akideyi delillerle çürütmekte, sahih akideyi ortaya koymaktadır. Bu yanlışlardan biri de şudur: Mekkeli müşrikler, Allah’ın (cc) göklerin Rabbi olduğuna ve yerde var olanları yarattığına inanıyorlardı. Fakat Allah’ın (cc) hayata, dine, ekonomiye müdahalesini istemiyorlardı. Kişiyle vicdanı arasına hapsedilen, tüm putlara, dinlere ve inançlara eşit mesafede bir Allah (cc) istiyorlardı. Kâinata hükmeden ama insanlara hükmetmeyen bir Allah (cc)...

Allah (cc) genel olarak surede, özel olarak da bu ayette Allah’ın (cc) göklerde ve yerde kulluk edilen, boyun eğilip teslim olunan, yasaları geçerli olan tek otorite olduğunu vurgulayarak, bu yanlış Allah tasavvurunu çürüttü. (Bk. 11/Hûd, 87)

De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kime aittir?” De ki: “Allah’a aittir.” O, rahmeti, kendi üzerine yazmıştır. Andolsun ki (vuku bulacağında) hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde, sizleri bir araya toplayacaktır. Kendilerini hüsrana/zarara uğratanlar! Onlar iman etmezler. (6/En'âm 12)

Gecede ve gündüzde yerleşmiş ne varsa hepsi O’nundur. O, (işiten ve dualara icabet eden) Es-Semi’, (her şeyi bilen) El-Alîm’dir. (6/En'âm 13)

De ki: “Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah iken, O doyurur ama (kimse tarafından) doyurulmaz iken Allah’tan başkasını mı veli edinecekmişim?” De ki: “Şüphesiz ki ben, Müslimlerin/şirki terk ederek tevhid ile Allah’a yönelen kulların ilki olmakla emrolundum.” Ve “Sakın müşriklerden olma.” (denildi.) (6/En'âm 14)

De ki: “Şayet Rabbime isyan edersem şüphesiz ki o büyük günün azabından korkarım.” (6/En'âm 15)

“Kim de o gün azaptan alıkonulup çevrilirse (Allah) ona rahmet etmiştir. Bu apaçık bir kazançtır.” (6/En'âm 16)

Allah sana bir zarar dokunduracak olursa onu (Allah’tan) başka kimse gideremez. Sana bir hayır dokunduracak olursa O, her şeye kadîrdir. (6/En'âm 17)

O, kullarının üzerinde (her şeye boyun eğdiren) El-Kahir’dir. O (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm, (her şeyden haberdar olan) El-Habîr’dir. (6/En'âm 18)

Dediler ki: “Ona Rabbinden bir ayet/mucize indirilmesi gerekmez miydi?” De ki: “Hiç şüphesiz Allah, ayet/mucize indirmeye kâdirdir. Fakat onların çoğu bilmezler.” (6/En'âm 37)

Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. (Gaybı) O’ndan başkası bilmez. Karada ve denizde olan her şeyi bilir. Herhangi bir yaprak düşmüş olsa mutlaka onu bilir. Yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık Kitap’ta yazılıdır. (6/En'âm 59)

Gaybın anahtarları Lokmân Suresi 34. ayette açıklanmıştır.

Gece sizi vefat ettirip gündüz yaptıklarınızı bilendir. Sonra sizi (gündüzün) içinde diriltir ki belirlenmiş olan ecel tamamlansın. Sonra dönüşünüz O’nadır. Sonra yaptıklarınızı size haber verecektir. (6/En'âm 60)

O, kulları üzerinde (her şeye boyun eğdiren) El-Kahir’dir. Üzerinize koruyucu (melekler) yollar. Sizden birine ölüm geldiğinde (ölüm vazifesiyle görevli) elçilerimiz onu vefat ettirir. Ve onlar görevlerini kusursuz bir şekilde yaparlar. (6/En'âm 61)

Sonra da Allah’a, hak olan Mevlalarına döndürülürler. Dikkat edin! Hüküm yalnızca O’na aittir. Ve O, hesap görenlerin en hızlı olanıdır. (6/En'âm 62)

De ki: “Sizleri karanın ve denizin karanlıklarından kurtaran kimdir? Ki siz içtenlikle ve gizliden gizliye O’na: ‘Şayet bizi bundan kurtarırsan şüphesiz ki biz, şükredenlerden olacağız.’ diye dua etmektesiniz.” (6/En'âm 63)

De ki: “Bundan da bunun dışındaki tüm sıkıntılardan da sizi kurtaran Allah’tır. Sonra siz (tekrardan) şirk koşmaktasınız!” (6/En'âm 64)

De ki: “O, size üstünüzden ve ayaklarınızın altından bir azap göndermeye ya da sizleri (farklı ve zıt düşüncelere sahip) gruplara bölüp bir kısmınıza diğer bir kısmınızın baskı ve sıkıntısını tattırmaya kâdirdir. Bak, anlasınlar diye nasıl da ayetlerimizi çeşitli şekillerde açıklıyoruz.” (6/En'âm 65)

Şüphesiz ki çekirdeği ve taneyi (içlerinden bitki ve ağaç çıkarmak için) yarıp çatlatan, Allah’tır. Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarır. İşte Allah, budur. Nasıl olur da (O’na ibadeti bırakıp, bunların hiçbirini yapamayan putlara doğru) çevriliyorsunuz? (6/En'âm 95)

(Karanlıklar içinden) sabahı yarıp çıkaran (da O’dur). Geceyi (içinde dinlenip, rahatlayacağınız) bir sükûnet kıldı. Güneş’i ve Ay’ı bir hesaplama ölçüsü kıldı. Bu, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (her şeyi bilen) El-Alîm’in takdiridir. (6/En'âm 96)

O, karanın ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye yıldızları sizin (emrinize amade) kıldı. Şüphesiz ki biz, bilen bir topluluk için ayetlerimizi detaylı olarak açıkladık. (6/En'âm 97)

O, sizi tek bir nefisten/Âdem’den yarattı. (Bir) karar kılınacak (bir de) emaneten (durulacak yer) vardır. Şüphesiz ki biz, anlayan bir topluluk için ayetlerimizi detaylı olarak açıkladık. (6/En'âm 98)

O, gökten su indirendir. O (suyla) her türlü bitkiyi çıkardık. O (sudan) bir yeşillik çıkardık. Ondan da birbiri üstüne binmiş taneler çıkarırız. Hurma ağacının tomurcuğundan (yere) sarkmış salkımlar, birbirine benzeyen ve benzemeyen üzüm, zeytin ve nar bahçeleri... (O bahçeler) ürün verdiğinde meyvesine ve olgunluğuna bakın. Şüphesiz ki iman eden bir topluluk için bunda (ibret alınıp, Allah’ın azamet ve gücünün anlaşılacağı) nice ayetler vardır. (6/En'âm 99)

Gözler O’nu idrak edip kuşatamaz. O ise tüm gözleri kuşatmıştır. O, (lütuf ve ihsan sahibi, en küçük şeylere ilmiyle nüfuz eden) El-Latîf, (her şeyden haberdar olan) El-Habîr’dir. (6/En'âm 103)

Rabbin (kimseye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu) El-Ğaniy ve rahmet sahibidir. Dilerse sizi giderir, ardınızdan -sizi başka bir kavmin soyundan var ettiği gibi- yerinize dilediği başka bir topluluk getirir. (6/En'âm 133)

En güzel isimler Allah’ındır. (Öyleyse) bu isimlerle O’na dua edin. Onun isimlerinde ilhada/eğriliğe sapanları (kendi hallerine) bırakın. Yaptıklarının cezasını göreceklerdir. (7/A'râf 180)

İlhad: Eğrilik, meyil, sapma gibi anlamlara gelir. Allah’ın (cc) isimlerinde yaşanan her türlü sapma, ilhaddır. Allah’ın (cc) güzel isimlerini başka varlıklara vermek; bu isimlerle Allah’a (cc) duayı bırakıp onun yarattıklarından medet ummak; isimlerin içerdiği anlam ve sıfatları inkâr, tahrif veya tevil etmek; Allah’ı (cc) kullarına veya kulları Allah’a (cc) benzetmek; Allah’a (cc) yakınlaşma vesilesi olan isimlerini bırakıp, şahıslarla Allah’a (cc) tevessül etmek birer ilhad örneğidir.

Şayet Allah’a ve iki ordunun karşılaştığı furkan günü kulumuza indirdiğimiz (Kur’ân’a) inanıyorsanız bilin ki aldığınız ganimetlerin beşte biri Allah’a, Resûl’e, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara aittir. Allah, her şeye güç yetirendir. (8/Enfâl 41)

O zaman münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar (müminlere): “Bunları, dinleri (Allah’ın yardım edeceğine dair inançları) aldattı.” diyorlardı. Kim de Allah’a tevekkül ederse şüphesiz ki Allah, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir. (8/Enfâl 49)

Firavun ailesi ve onlardan önce (yaşamış olanların) durumu gibi. Allah’ın ayetlerini inkâr etmişlerdi de Allah günahları sebebiyle yakalayıvermişti onları. Şüphesiz ki Allah, (güç ve kuvvet sahibi olan) Kaviy’dir, cezası çetin olandır. (8/Enfâl 52)

Şayet (çağrıldığınız hâlde) savaşa çıkmazsanız, size can yakıcı bir azapla azap eder, sizin yerinize yeni bir topluluk getirir ve siz O’na hiçbir zarar da veremezsiniz. Allah, her şeye güç yetirendir. (9/Tevbe 39)

Hiç kuşkusuz, göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği Allah’a aittir. Diriltir ve öldürür. Sizin Allah’ın dışında ne bir dostunuz ne de bir yardımcınız vardır. (9/Tevbe 116)

Hepinizin dönüşü O’nadır. Allah’ın vaadi haktır. İman edip salih amel işleyenlere mükâfatlarını adaletle vermek için ilk defa yaratan, sonra (dirilterek) tekrardan yaratacak olan hiç şüphesiz ki O’dur. Kâfirlere gelince, kâfir olmaları sebebiyle onlara kaynar sudan bir içecek ve can yakıcı bir azap vardır. (10/Yûnus 4)

De ki: “Sizin (Allah’a) ortak koştuklarınız içinde ilk defa yaratacak sonra da yaratmayı (dirilterek) tekrar edecek var mı?” De ki: “İlk defa yaratan da sonra (yarattıklarını dirilterek) yaratmayı tekrar edecek olan da Allah’tır.” Nasıl olur da (Allah’tan başka bir yöne) çevrilirsiniz? (10/Yûnus 34)

“O (kıyamet) hak mıdır?” diye senden haber almak isteyecekler. De ki: “Evet, Rabbime kasem olsun; şüphesiz ki o haktır. Ve siz (Allah’ı onu gerçekleştirmekten) aciz bırakacak değilsiniz.” (10/Yûnus 53)

Hangi işe koyulursan koyul, o işe dair Kur’ân’dan hangi ayeti okuyor olursan ol, siz bir işe koyulup kendinizi o işe verdiğinizde biz mutlaka sizin üzerinizde şahidiz. Zerre kadar dahi olsa yerde ve gökte hiçbir şey Rabbine gizli kalmaz. Hatta bundan (zerreden) daha küçüğü ve daha büyüğü mutlaka apaçık bir Kitap’ta yazılıdır. (10/Yûnus 61)

Dönüşünüz Allah’adır. O her şeye kadîrdir. (11/Hûd 4)

Yeryüzünde kıpırdayan hiçbir canlı yoktur ki mutlaka onun rızkı Allah’a aittir. O, (canlıların) karar kıldıkları yeri de geçici olarak bulundukları yeri de bilir. Hepsi apaçık bir Kitap’ta yazılıdır. (11/Hûd 6)

Demişlerdi ki: “Ey Nuh! Muhakkak ki bizimle tartıştın ve tartışmada da lafı bayağı uzattın. Şayet doğru sözlülerden isen bize vadettiğin (azabı) getir de (görelim).” (11/Hûd 32)

Demişti ki: “Allah dilerse onu getirir ve siz O’nu aciz bırakacak değilsiniz!” (11/Hûd 33)

“Hiç şüphesiz ben, benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim. Hareket eden her canlıyı perçeminden tutan (kontrol edip yönlendiren) O’dur. Şüphesiz ki Rabbim, dosdoğru yol üzeredir.” (11/Hûd 56)

Şirk ehlinin tehditleri karşısında imani tavır için bk. 6/En’âm, 82.

Onu satın alan Mısırlı, hanımına demişti ki: “Ona iyi bak. Umulur ki bize bir faydası dokunur ya da onu evlat ediniriz.” Sözlerin/rüyaların yorumunu öğretmek için Yusuf’a imkân verip, yeryüzünde yerleşik kıldık. Allah, emrinde galip olandır. Fakat insanların çoğu bilmezler. (12/Yûsuf 21)

Allah O’dur ki gökleri direksiz bir şekilde yükseltti. Siz onu görmektesiniz. Sonra arşa istiva etti. Güneş’e ve Ay’a boyun eğdirip emrine amade kıldı. Her biri belirlenmiş bir süreye kadar (bir yörüngede) akıp gider. Her işi çekip çevirir, idare eder. Rabbinizle karşılaşacağınıza yakinen inanın diye (Allah,) ayetlerini detaylı bir biçimde açıklar. (13/Ra'd 2)

Allah’ın (cc) isim ve sıfatları hakkında bk. 3/Âl-i İmran, 181; 7/A’râf, 180; 57/Hadid, 4.

Allah, her dişinin ne taşıdığını, rahimlerin neyi eksiltip, neyi arttırdığını bilendir. O’nun yanında her şey (ölçüsü, sınırı belli) şaşmaz bir miktar iledir. (13/Ra'd 8)

Gayb ve şehadet bilgisinin sahibi, (en büyük) El-Kebîr, (zatı ve sıfatlarıyla en yüce olan) El-Muteâl’dir. (13/Ra'd 9)

İçinizden sözü gizleyen, onu açıktan söyleyen, geceye gizlenen ya da gündüz ortalık yerde gezen; hepsi birdir. (Allah hepsini bilmekte, görmekte ve duymaktadır.) (13/Ra'd 10)

(İnsanın) önünde ve arkasında, Allah’ın emriyle onu koruyup gözeten (melekler) vardır. Şüphesiz ki bir toplum kendinde olanı değiştirmedikçe Allah, onların durumunu değiştirmez. Allah bir topluluk için kötülük diledi mi, onun geri çevrilmesine imkân yoktur. Onların (Allah’ın) dışında bir koruyanı/idare edeni de yoktur. (13/Ra'd 11)

(Kalplerinize) korku ve ümit sokmak için şimşeği gösteren, (suyla) ağırlaşmış bulutları var eden O’dur. (13/Ra'd 12)

Gök gürültüsü O’nu hamdiyle, melekler de korkularından tesbih etmektedirler. Yıldırımlar gönderir ve Allah hakkında tartışıp duranlardan dilediğini çarpar. O, azapla yakalaması çetin olandır. (13/Ra'd 13)

Şayet (okunan bir kitapla) dağlar yürütülse ya da onun aracılığıyla yeryüzü parçalansa veya onunla ölülerle konuşulacak olsa (hiç şüphesiz o, Kur’ân olurdu). (Hayır, öyle değil!) Bilakis, yetkinin tamamı Allah’a aittir. İman edenler henüz anlamadı mı ki şayet Allah dileseydi tüm insanlığa hidayet ederdi. Allah’ın vaadi gelinceye dek, yaptıklarından ötürü o kâfirlerin başına yerle bir eden bir musibet gelecek ya da evlerinin yakınında vaki olacak. Allah, sözünden dönmez. (13/Ra'd 31)

Andolsun ki senden önce (gelmiş olan) resûller de alaya alındı. Kâfirlere mühlet verdim, sonra onları yakalayıverdim. Nasılmış (bakalım) benim cezalandırmam? (13/Ra'd 32)

Her nefsin bütün kazandığını gözetleyene mi (şirk koşuyorlar)? Onlar Allah’a ortaklar tayin ettiler. De ki: “(Ortaklara) isim koyun (bakalım).” (Allah ne bu varlıklara yetki vermiş ne de bunları ortak edinmiştir.) Yoksa, Allah’ın yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi O’na haber veriyorsunuz? Yoksa bu (isimler) içi boş, öylesine söylenmiş bir söz mü? (Hayır, öyle değil!) Bilakis o kâfirlere, tuzakları süslü gösterildi ve (dosdoğru) yoldan alıkonuldular. Kimi de Allah saptırmışsa ona hidayet edecek yoktur. (13/Ra'd 33)

Allah’ı (cc) bırakıp da fayda vermesi ve zararı defetmesi umulan, “medet” denerek yardımlarına talip olunan, Allah (cc) katında insanlara fayda sağlayacağı ve onlara şefaat edeceğine inanılan varlıklar; Allah’ın (cc) hakkında hiçbir delil indirmediği, insanların ve atalarının uydurduğu birtakım isimlerden ibarettir. Onlara: “Bunlar kimdir? İsimlerini söyleyin.” dendiğinde, “babalar, abdallar, dervişler, kutuplar, gavslar” gibi Allah’ın Kitabı’nda ve sahih Sünnet’te yeri olmayan şeyleri saymaya başlarlar.

Onlara dünya hayatında azap vardır. Ahiret azabı ise daha çetin ve zordur. Ve onları Allah’a karşı koruyacak hiçbir kimse de yoktur. (13/Ra'd 34)

Allah’ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmez misin? Şayet dilerse sizi götürür, (yerinize) yeni bir toplum getirir. (14/İbrahîm 19)

Ve bu da Allah’a hiç zor değildir. (14/İbrahîm 20)

Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökyüzünden su indirip onunla size rızık olarak çeşitli meyveler çıkaran, denizde O’nun emriyle yüzsün diye gemileri size hizmetkâr kılan ve nehirleri hizmetinize sunandır. (14/İbrahîm 32)

Güneş’i ve Ay’ı alışılagelmiş hâlleriyle emrinize amade kılan, geceyi ve gündüzü hizmetinize sunan da (Allah’tır). (14/İbrahîm 33)

O’ndan istediğiniz her şeyi size vermiştir. Şayet Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız O’nun nimetlerini saymakla bitiremezsiniz. Şüphesiz ki insan, çokça zulmeden ve pek nankör bir varlıktır. (14/İbrahîm 34)

Andolsun ki gökyüzünde burçlar kıldık ve onu bakıp seyredenler için süsledik. (15/Hicr 16)

Ve onu her taşlanmış/kovulmuş şeytandan koruduk. (15/Hicr 17)

Ancak kulak hırsızlığı yapıp (Mele-i A’lâ’da konuşulanları çalmaya yeltenenler) müstesna. Onun ardına da yakıcı, parlak bir ateş düşer. (15/Hicr 18)

Yeryüzünü yaydık. Orada (denge sağlaması için dağlardan) kazıklar çaktık ve her şeyden ölçüsü belirlenmiş bitkiler bitirdik. (15/Hicr 19)

Ve orada sizin ve rızıklarını temin edemediğiniz (diğer canlılar için) geçim vasıtaları kıldık. (15/Hicr 20)

Her şeyin asıl hazineleri/kaynakları bizim katımızdadır. Ancak ondan belirli bir miktar indiririz. (15/Hicr 21)

Rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik. Gökyüzünden su indirdik ve onunla sizi suladık. Onu depolayıp muhafaza eden siz değilsiniz. (15/Hicr 22)

Şüphesiz ki biz, (evet, gerçekten) biz diriltir ve öldürürüz. Ve (öldükten sonra geride bırakacaklarınıza) vâris olan da biziz. (15/Hicr 23)

Andolsun ki sizden önce (yaşamış toplumları da) sonra gelecek (olanları da) biz bildik. (15/Hicr 24)

Onları (diriltip) huzurunda toplayacak olan, hiç şüphesiz ki senin Rabbindir. Şüphesiz ki O, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm, (her şeyi bilen) Alîm’dir. (15/Hicr 25)

Allah’ın emri geldi/gelecektir. Onun erkenden gelmesi için uğraşmayın. O (Allah,) onların şirk koştukları şeylerden münezzehtir, yücedir. (16/Nahl 1)

Kullarından dilediğine ruhla/vahiyle melekleri indirir ve (o kâfirleri şöyle) uyarın (diye emreder): “Benden başka (ibadeti hak eden) ilah yok, (o hâlde) benden korkup sakının.” (16/Nahl 2)

Gökleri ve yeri hakla yaratmıştır. Onların şirk koştuklarından yücedir. (16/Nahl 3)

Ve hayvanları da (O) yarattı. Onlarda sizi ısıtacak (yünlerinden giysiler) ve (başkaca) faydalar vardır. Ve onlardan yersiniz. (16/Nahl 5)

Sabah saldığınızda da akşam (geri) getirdiğinizde de sizin için onlarda (seyre değer) bir güzellik vardır. (16/Nahl 6)

Ağırlıklarınızı yüklenir, canınızın yarısı telef olmadan erişemeyeceğiniz beldelere taşırlar. Şüphesiz ki Rabbiniz, (pek şefkatli olan) Raûf, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (16/Nahl 7)

Binesiniz ve süs olsun diye atlar, katırlar ve merkepler yarattı. Ve sizin bilmediğiniz şeyler yaratmaktadır. (16/Nahl 8)

(İnsanlara) doğru yolu açıklayıp göstermek Allah’a aittir. (O yollardan) bazısı da eğridir. (Kişiyi hakka ulaştırmaz.) Şayet dileseydi elbette, tümünüzü hidayet ederdi. (16/Nahl 9)

Sizin için gökten su indiren O’dur. (O sudan) sizin için içecek de vardır, ağaç/otlak da vardır. Ve (hayvanlarınızı o sudan biten otlakta) yayarsınız. (16/Nahl 10)

Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve her meyveden bitirir. Şüphesiz ki düşünen bir toplum için bunda (Allah’ın lütuf ve ihsanına işaret eden) ayet vardır. (16/Nahl 11)

Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı emrinize amade kılmış (hizmetinize sunmuştur). Yıldızlar da O’nun emriyle boyun eğdirilmiş (insanlara hizmetkâr kılınmıştır). Şüphesiz ki akleden bir topluluk için bunda ayetler vardır. (16/Nahl 12)

Yeryüzünde sizin için yaratıp yaydığı türlü renklerdeki (bitkiler de sizin hizmetinizdedir). Şüphesiz ki öğüt alan bir toplum için bunda ayet vardır. (16/Nahl 13)

Taze et yemeniz ve giyecek süsler çıkarmanız için denizi emrinize amade kıldı. Gemilerin, (suyu) yararak onda (seyrettiğini) görürsün. (Bunlar) Allah’ın ihsan ve lütfunu arayıp şükredesiniz diyedir. (16/Nahl 14)

Sizi sarsmasın diye yeryüzüne (dağlardan) kazıklar, yolunuzu bulasınız diye de nehirler ve yollar yerleştirdi. (16/Nahl 15)

(Yolunuzu bulmanız için başkaca) alametler (de yerleştirdi). Onlar yıldızlarla da yollarını bulurlar. (16/Nahl 16)

Hiç yaratan, yaratmayan gibi olur mu? Öğüt almaz mısınız? (16/Nahl 17)

Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız onu kuşatıp kapsayamazsınız. Şüphesiz ki Allah, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (16/Nahl 18)

Allah gizlediklerinizi de açığa vurup ilan ettiklerinizi de bilir. (16/Nahl 19)

Allah’ın dışında dua ettikleri, hiçbir şey yaratamazlar. Onlar kendileri yaratılmışlardır. (16/Nahl 20)

Ölüdürler, diri değil. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler. (16/Nahl 21)

Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri inkârcıdır ve onlar büyüklenmektedirler. (16/Nahl 22)

Bir şeyin olmasını dilediğimizde ancak ona: “Ol!” deriz, o da hemen oluverir. (16/Nahl 40)

Şayet Allah, insanları yaptıkları zulümlerle yargılasa yeryüzünde tek bir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirlenmiş bir süreye erteler. Ecelleri geldiğinde ne bir saat/bir an onun gerisinde kalır ne de önüne geçebilirler. (16/Nahl 61)

Sizin için hayvanlarda da ibret vardır. Size onların karınlarındaki dışkı ile kan arasından arı, duru, içenlerin boğazından kolayca geçen bir süt içiriyoruz. (16/Nahl 66)

Hurma ve üzüm (ağaçlarının) meyvelerinden içki çıkarır ve güzel bir rızık elde edersiniz. Akleden bir topluluk için bunda ayet vardır. (16/Nahl 67)

İlerleyen zamanlarda Allah (cc) içkiyi haram kılmıştır. (Bk. 5/Mâide, 90-91)

Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: “Dağlardan, ağaçlardan ve onların yaptıkları bal kovanlarından kendin için evler edin.” (16/Nahl 68)

“Sonra tüm meyvelerden ye ve Rabbinin senin için kolaylaştırdığı yollarda seyret.” Karınlarından çeşitli renklerde içecek/bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz ki bunda, düşünen bir topluluk için ayet vardır. (16/Nahl 69)

Allah’a örnekler vermeye kalkmayın. Allah bilir, siz bilmezsiniz. (16/Nahl 74)

Hiçbir şey Allah’ın dengi, misli, benzeri ya da yakını olamayacağından, Allah’ın varlığı ve birliğine dair verilecek örnekler konusunda titiz olunmalıdır. Şanını, azametini, celal ve izzetini en iyi O bildiğinden, yalnızca Allah (cc), kendisiyle alakalı örnek verebilir. İnsanlar da bu örneklerle yetinirler.

Müşrikler, Allah’ı (cc) bazı varlıklara benzetir, bu kıyas sonucunda birtakım neticeler elde ederlerdi. Mesela, hiçbir yöneticinin yardımcı, ortak ve vezir olmadan sağlıklı yönetip idare edemeyeceği örneğinden yola çıkarak, Allah’a yardım eden, O’nun adına kâinatta tasarruf eden yardımcılar ve ortaklar olması gerektiği sonucuna ulaşırlardı.

Bir krala veya şirket müdürüne aracısız ulaşılamayacağı örneğinden yola çıkarak, Allah’a ulaştırdığına inandıkları insanları vasıtalar edinir: “Bunlar Allah katındaki şefaatçilerimiz (10/Yûnus, 18) ve bizi Allah’a yakınlaştıran vesilelerimiz (39/Zümer, 3).” derlerdi.

Göklerin ve yerin gayb (bilgisi) Allah’a aittir. Kıyametin durumuysa ancak bir göz açıp kapama (süresince) veya daha yakındır (daha hızlıdır). Şüphesiz ki Allah, her şeye kadîrdir. (16/Nahl 77)

Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmez hâlde çıkardı. Şükredesiniz diye de size kulaklar, gözler ve gönüller verdi. (16/Nahl 78)

Gök boşluğunda (Allah’ın emirlerine) boyun eğmiş kuşları görmüyorlar mı? Onları (o boşlukta öylece asılı olarak) Allah’tan başkası tutmuyor. Şüphesiz ki bunda, inanan bir topluluk için ayetler vardır. (16/Nahl 79)

Allah size evlerinizi (içinde güvenle oturacağınız, mahreminizi koruduğunuz) meskenler kıldı. Hayvan derilerinden hem göç zamanı hem de yerleşik hayat döneminde (rahatlıkla taşıyabileceğiniz çadırdan) hafif evler, (hayvanların) yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından belli bir zamana kadar (giyilecek, serilecek, süslenecek) eşyalar ve (alışverişte kullanacağınız) meta kıldı. (16/Nahl 80)

Allah, yarattığı şeylerde sizin için gölgeler yaptı. Dağlarda (sizi koruyacak ve sığınabileceğiniz) siper ve barınaklar yarattı. Sizi sıcağa karşı koruyacak giysiler, savaşta sizi muhafaza edecek (zırh) giysileri verdi. (Allah’a tevhid ve itaatle) teslim olmanız için üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır. (16/Nahl 81)

Rabbiniz nefislerinizde olanı en iyi bilendir. Şayet salih kimseler olursanız hiç şüphesiz ki (Allah), O’na çokça yönelenleri bağışlayandır. (17/İsrâ 25)

Size denizde bir sıkıntı dokunduğunda, O’nun dışında dua ettikleriniz kaybolup gider, bir tek O’na yalvarırsınız. Sizi kurtarıp karaya çıkardığında da yüz çevirirsiniz. İnsan pek nankördür. (17/İsrâ 67)

(İyi de) kara tarafında sizi yerin dibine geçirmesinden ya da tozu toprağa katan bir fırtına göndermesinden emin mi oldunuz? Sonra da kendinize bir vekil bulamazsınız. (17/İsrâ 68)

Ya da sizi bir başka sefer tekrar denize döndürüp, nankörlüğünüze karşılık her şeyi yerle bir eden bir rüzgâr göndererek sizi suda boğmasından emin mi oldunuz? Sonra bizden intikamınızı alacak kimseyi de bulamazsınız! (17/İsrâ 69)

Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, onlar gibisini yaratmaya kâdir olduğunu görmüyorlar mı? Onlar için kendisinde şüphe olmayan eceller kıldı. Zalimler ise (düşünmek ve anlamak yerine) kâfirlikte direttiler. (17/İsrâ 99)

Onlara dünya hayatının örneğini ver: (O) gökten indirdiğimiz bir su gibidir. (Toprakla buluşunca) yerin bitkisiyle karışmıştır. (Sonra da bir zamanlar göz alan güzellikteki yeşil bitkiler) rüzgârın savurduğu kurumuş ota döndü. Şüphesiz ki Allah, her şeyin üzerinde muktedir/iktidar sahibidir. (18/Kehf 45)

Dünya da böyledir. Süsü, ihtişamı ve debdebesiyle göz alıcıdır. Fakat bir hastalık, ölüm, musibet ya da kıyametle beraber hiçbir kıymeti olmayan bir şeye dönüşüverir. (Dünya nimetlerine bakış açısı için bk. 11/Hûd, 15-16.)

De ki: “Şayet denizler Rabbimin kelimelerini (yazmak için) mürekkep olsa ve bir o kadar daha yardım için getirmiş olsak (yine de) Rabbimin kelimeleri bitmeden deniz tükenirdi.” (18/Kehf 109)

(Melek demişti ki:) “İşte böyle!” Rabbin buyurdu ki: “O, benim için çok kolaydır. Hem bundan önce sen hiçbir şeyken seni yaratmıştım. (Unuttun mu?)” (19/Meryem 9)

Demişti ki: “Bana insan (eli) değmemişken ve ben de kötü yolda olan bir kadın değilken, (aklım almıyor) bir çocuğum nasıl olacak ki?” (19/Meryem 20)

(Cibril:) “İşte böyle!” demişti. “Rabbin: ‘Bu, benim için kolaydır.’ dedi.” (Bu çocuk) insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet olması içindir. Ve iş karara bağlanmış, bitmişti. (19/Meryem 21)

Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. O’na ibadet/kulluk yap ve ibadetinde sabırlı ol. O’nun adıyla anılan/O’na denk birini bilir misin? (19/Meryem 65)

Göklerde, yerde, ikisi arasında ve nemli toprak altında olan her şey O’na aittir. (20/Tâhâ 6)

Sözü açıktan söylesen de (söylemesen de fark yoktur). O, sır olanı (içinden geçeni) ve ondan daha kapalı olanı (henüz içinden dahi geçmemiş olanı) bilir. (20/Tâhâ 7)

Allah... O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. En güzel isimler O’na aittir. (20/Tâhâ 8)

“Rabbimiz, her şeye hilkatini (cinsine en uygun olanı) veren ve sonra da yol gösterendir.” demişti. (20/Tâhâ 50)

(Firavun) demişti ki: “Geçmişte olanlar ne olacak o hâlde?” (20/Tâhâ 51)

Firavun hak karşısında söyleyecek söz bulamayınca her dönemin en kullanışlı kozu olan “geçmiş kartını” kullandı. Musa’nın (as) daveti kendilerine ulaşmadan ölenler ne olacaktı? Onlar putlara tapıyordu. Neden Musa’nın (as) anlattığı doğrulara ulaşamamışlardı? Yoksa insanların yücelttiği ataları Musa’ya (as) göre azabı hak eden şaşkınlar mıydı? Hak karşısında söyleyecek hiçbir sözü olmayanların, zaman zaman gündeme getirdiği bu soru, kutsanan ataların hükmünü gündeme getirip, insanları tevhid davetçileri aleyhine kışkırtmak ve davetçileri sonu gelmez bir tartışmanın içine çekmek içindir. Asırlar sonra akrabalarını Allah Resûlü’ne (sav) kışkırtmak ve aşiret himayesini kaldırmak için Ebu Cehil’in: “Sorun bakalım Muhammed’e! Onu büyüten, Kureyş’in efendisi Abdulmuttalib nerede?” sorusu aynı amaca matuftur.

Bu ve benzeri sorulara nasıl cevap verilmelidir? Kendisine Kitap, ilim ve hikmet verilmiş Musa (as) şöyle cevap vermiştir:

Demişti ki: “Onların bilgisi, Rabbimin yanında bir Kitap’tadır. Rabbim, şaşırmaz da unutmaz da.” (20/Tâhâ 52)

(O Rab ki) yeryüzünü sizin için (üzerinde yaşayıp istikrar bulduğunuz) bir döşek yapan, sizin için orada yollar açan ve gökyüzünden su indirendir. Onunla çeşitli bitkilerden çift çift çıkardık. (20/Tâhâ 53)

Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz ki bunda akıl sahipleri için (ibret alınacak) ayetler vardır. (20/Tâhâ 54)

Sizi ondan (topraktan) yarattık, ona geri çeviririz, bir kere daha sizi ondan çıkarırız/diriltiriz. (20/Tâhâ 55)

O kâfirler, göklerin ve yerin bitişik olduğunu, bizim onları birbirinden ayırdığımızı ve her canlıyı sudan yarattığımızı görmediler mi? İman etmezler mi? (21/Enbiya 30)

Yer onları sarsmasın diye (dağlardan) kazıklar çaktık. Yollarını şaşırmamaları için de (o dağlar arasında) geniş yollar kıldık. (21/Enbiya 31)

Gökyüzünü (üzerlerine düşmesin diye) korunmuş bir tavan yaptık. Onlar, O’nun ayetlerinden yüz çevirmişlerdir. (21/Enbiya 32)

Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yaratan O’dur. Her biri (belirlenmiş) bir yörüngede akıp gitmektedir. (21/Enbiya 33)

Ey insanlar! Şayet (öldükten sonra) dirilmeden yana şüphe içindeyseniz şüphesiz ki sizi topraktan yarattık. Sonra bir damla meniden, sonra donmuş kan pıhtısından (embriyo) sonra da yaratılışı tamamlanmış, tamamlanmamış bir parça etten... (bunları yapanın yeniden diriltmeye kâdir olduğunu) sizlere açıklamak için. Dilediğimizi belirli bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizleri birer bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da yetişkinlik çağına ulaşmanız için (size ömür veriyoruz). Sizden kimi ölüyor kimi de ömrün en kötü çağına döndürülüyor ki bildikten sonra hiçbir şey bilemesin. Sen yeryüzünü kurumuş/hareketsizleşmiş görürsün. Üzerine su indirdiğimizde (önce) titreşir (sonra) kabarır ve her göz alıcı çiftten bitkiler bitirir. (22/Hac 5)

Allah (bunları yaptı) çünkü O, El-Hak olan, ölüleri dirilten ve her şeye kadîr olandır. (22/Hac 6)

Böyle işte... Şüphesiz ki Allah, geceyi gündüze, gündüzü de geceye katar. Şüphesiz ki Allah, (işiten ve dualara icabet eden) Semi’, (her şeyi gören) Basîr’dir. (22/Hac 61)

Böyle işte... Allah, El-Hak olanın ta kendisidir. O’nun dışında dua ettikleri batılın ta kendisidir. Ve şüphesiz ki Allah, (zatı ve sıfatları en yüce olan) El-Aliy, (en büyük olan) El-Kebîr’dir. (22/Hac 62)

Görmedin mi? Allah, gökten su indirdi. Yeryüzü yemyeşil oluverdi. Şüphesiz ki Allah, (lütuf ve ihsan sahibi, en küçük şeylere ilmiyle nüfuz edip haberdar olan) Latîf, (her şeyden haberdar olan) Habîr’dir. (22/Hac 63)

Göklerde ve yerde ne varsa O’na aittir. Ve şüphesiz ki Allah, (kimseye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu) El-Ğaniy, (her daim övgüyü hak eden ve varlık tarafından övülen) El-Hamîd olanın ta kendisidir. (22/Hac 64)

Görmedin mi? Allah, yeryüzünde olan her şeyi emrinize amade kıldı. Gemiler denizde O’nun emriyle yüzer, izni olmadıkça gökyüzünün yere düşmesine engel olur. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı (şefkatli olan) Raûf, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (22/Hac 65)

Sizi (yoktan var ederek) dirilten, sonra öldürecek olan (sonra kıyamet gününde) tekrar diriltecek olan O’dur. Şüphesiz ki insan, pek nankördür. (22/Hac 66)

Bilmez misin ki Allah gökte ve yerde olanların tamamını bilir. Şüphesiz ki bunlar, bir Kitap’tadır. Şüphesiz ki bu, Allah’a kolaydır. (22/Hac 70)

Allah’a gerektiği gibi/şanına yakışır şekilde saygı göstermediler. (Allah’ın kudret ve yüceliğini gereği gibi anlayıp kavrayamadılar.) Şüphesiz ki Allah, (güç ve kuvvet sahibi olan) Kaviy, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz’dir. (22/Hac 74)

Allah, meleklerden ve insanlardan dilediğini elçi olarak seçer. Şüphesiz ki Allah, (işiten ve dualara icabet eden) Semi’, (her şeyi gören) Basîr’dir. (22/Hac 75)

Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. İşler Allah’a döndürülür. (22/Hac 76)

Şüphesiz ki onları tehdit ettiğimiz şeyi sana göstermeye kâdiriz. (23/Mü'minûn 95)

Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali, içinde kandil bulunan bir oyuk(tan yayılan ışığa) benzer. Kandil de bir camın içindedir. Cam, inciyi andıran bir yıldız gibidir. Doğuya da batıya da ait olmayan mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Onun yağı, neredeyse ateş ona dokunup (tutuşturmasa dahi) ışık verir. Nur üstüne nurdur. Allah, dilediğini nuruna hidayet eder. Allah, insanlara misaller verir. Allah, her şeyi bilir. (24/Nûr 35)

Ayetin son kısmından da anlaşıldığı gibi bu misalde Allah’ın (cc) hidayeti ve bunun mümindeki tecellisi anlatılmıştır. Allah’ın (cc) iman, Kur’ân ve ilimle aydınlattığı kalpler böyledir işte... “Bu nur ve hidayet nerelerde ve nasıl aranmalıdır?” sorusuna bir sonraki ayetler cevap vermektedir.

Göklerde ve yerde olanların tamamı(nın), (ayrıca) bölük bölük uçan kuşların Allah’ı tesbih ettiklerini görmedin mi? Onlardan her biri (nasıl) namaz kılıp tesbih edeceğini bilir. Allah onların yaptıklarını bilendir. (24/Nûr 41)

Göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği Allah’a aittir. Ve dönüş yalnızca Allah’adır. (24/Nûr 42)

Allah’ın bulutlar sevk ettiğini, sonra onları bir araya topladığını, sonra da üst üste yığdığını görmedin mi? Nihayet görürsün ki yağmur onun arasından çıkar. Gökten içinde dolu bulunan dağ gibi bulutlar indirir. Onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden çevirir. Neredeyse onun şimşeğinin parıltılı ışığı gözleri kamaştırıp alıverecek. (24/Nûr 43)

Allah, geceyle gündüzü döndürür. Şüphesiz ki bunda, basiret sahipleri için ibret vardır. (24/Nûr 44)

Allah, her canlıyı sudan yarattı. Onlardan kimi karnı üzerinde yürür/ sürünür, kimi iki ayağı üzerinde yürür, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürür. Allah dilediğini yaratır. Şüphesiz ki Allah, her şeye kadîrdir. (24/Nûr 45)

Andolsun ki biz açıklayıcı/apaçık ayetler indirdik. Allah, dilediğini dosdoğru yola iletir. (24/Nûr 46)

Şayet (savaşa) çıkmalarını emretsen kesinlikle çıkacaklarına dair, var güçleriyle yemin ettiler. De ki: “Yemin etmeyin, maruf üzere itaat (edin). Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (24/Nûr 53)

Görmedin mi Rabbin gölgeyi nasıl da uzattı? Şayet dileseydi onu hareketsiz kılardı. Sonra Güneş’i ona delil kıldık. (25/Furkân 45)

Sonra o (gölgeyi) ağır ağır kendimize çektik. (25/Furkân 46)

Sizin için geceyi bir elbise, uykuyu dinlenme, gündüzü de (rızkınızı aradığınız) bir başlangıç ve yayılma (vakti) kılan O’dur. (25/Furkân 47)

Rahmetinin/Yağmurun öncesinde rüzgârları bir müjde olarak gönderen O’dur. Ve gökten tertemiz bir su indirdik. (25/Furkân 48)

(Yağmuru indirdik ki) ölü beldeyi onunla diriltelim, yarattığımız hayvanların ve insanların birçoğunu onunla sulayalım. (25/Furkân 49)

Andolsun ki (o yağmuru), öğüt almaları için onların arasında çevirdik durduk. Ancak insanların çoğu (anlamak ya da inanmak yerine) küfürde direttiler. (25/Furkân 50)

Şayet dileseydik her beldeye bir uyarıcı gönderirdik. (Ancak, tüm insanlığa seni gönderdik.) (25/Furkân 51)

Kâfirlere itaat etme! Ve o (Kur’ân’la) onlara karşı büyük bir cihad ver. (25/Furkân 52)

Kâfirlere Kur’ân’ı tebliğ ve Kur’ân’ı rehber edinip, hidayet öncülerinin mücadele metoduna uygun bir şekilde onlarla mücadele etmek cihattır. Sadece cihad değil, cihadın büyüğüdür.

İki denizi salıveren (birbirlerine karışmadan akmalarını sağlayan) O’dur. Bu, tatlı mı tatlı, bu da oldukça tuzlu ve acıdır. O ikisi arasında bir engel ve net bir sınır koymuştur. (25/Furkân 53)

İnsanı sudan yaratan ve ona nesep/soy ve sıhriyet/nikâh yolu ile (akrabalık bağları) veren O’dur. Senin Rabbin her şeye güç yetirendir. (25/Furkân 54)

(O Allah) ki gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratan, sonra arşa istiva edendir. (O,) Rahmân’dır. O’nu bilene sor. (25/Furkân 59)

Allah’ın (cc) isim ve sıfatları hakkında bk. 3/Âl-i İmran, 181; 7/A’râf, 180; 57/Hadid, 4.

Gökte burçlar yaratan, orada bir kandil ve ışık saçan bir Ay yaratan (Allah) ne yüce, ne mübarektir. (25/Furkân 61)

Dileyenin öğüt alması ya da şükretmesi için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca kılan O’dur. (25/Furkân 62)

Yeryüzüne hiç bakmadılar mı? Biz orada her güzel bitkiden çift çift yaratmışızdır. (26/Şuarâ 7)

Şüphesiz ki bunda, (Allah’ın kudret ve azametine delalet eden) bir ayet vardır. Onların çoğu mümin değildir. (26/Şuarâ 8)

De ki: “Allah’a hamd, seçkin kullarına selam olsun.” Allah mı daha hayırlıdır, yoksa (Allah’a) ortak koştukları mı? (27/Neml 59)

(Onlar mı daha hayırlıdır yoksa) gökleri ve yeri yaratan, sizin için gökten su indiren (Allah mı)? Ki o suyla, sizler için göz alıcı güzellikte bahçeler bitirdik. Siz, onun tek bir ağacını dahi bitiremezdiniz! Allah’la beraber başka bir ilah mı? (Hayır, Allah’tan başka ilah yok!) İşin aslı onlar, (başka varlıkları Allah’a denk tutup) sapan bir topluluktur. (27/Neml 60)

(Onlar mı daha hayırlıdır yoksa) yeryüzünü yerleşke/yaşama alanı kılan, onun arasında ırmaklar yaratan, o (sarsılmasın diye dağlardan) kazıklar çakan, iki denizin arasına (birbirlerine karışmasınlar diye) engel koyan (Allah mı)? Allah’la beraber başka ilah mı? (Hayır, Allah’tan başka ilah yok!) İşin aslı onların çoğu bilmiyorlar. (27/Neml 61)

(Onlar mı daha hayırlıdır yoksa) dua ettiğinde darda kalmışın duasına icabet eden, kötülüğü gideren ve sizleri yeryüzünün halifeleri kılan (Allah mı)? Allah’la beraber başka ilah mı? Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz. (27/Neml 62)

(Onlar mı daha hayırlıdır yoksa) karanın ve denizin karanlıklarında size yol gösteren, rahmeti (olan yağmurdan önce) müjdeci olarak rüzgârları gönderen (Allah mı)? Allah’la beraber başka ilah mı? Allah, onların şirk koştuklarından yücedir. (27/Neml 63)

(Onlar mı daha hayırlıdır yoksa) yaratmayı ilkin başlatan sonra (dirilterek) onu tekrarlayacak olan, sizleri gökten ve yerden rızıklandıran (Allah mı)? Allah’la beraber başka ilah mı? De ki: “Eğer doğru söylüyorsanız (içinde hiçbir şüphe olmayan kesin) kanıtınızı getirin.” (27/Neml 64)

De ki: “Göklerde ve yerde Allah’tan başkası gaybı bilmez.” Onlar, ne zaman diriltileceklerinin farkında değillerdir. (27/Neml 65)

De ki: “Görüşünüz nedir? (Söylesenize!) Allah kıyamet gününe kadar, geceyi üzerinize sürekli kılsa Allah’tan başka hangi ilah size aydınlık getirebilir? Dinlemez misiniz?” (28/Kasas 71)

De ki: “Görüşünüz nedir? (Söylesenize!) Allah, kıyamet gününe kadar, gündüzü üzerinize sürekli kılsa Allah’tan başka hangi ilah içinde dinleneceğiniz geceyi size getirebilir? Görmez misiniz?” (28/Kasas 72)

İçinde dinlenesiniz ve Allah’ın lütfundan arayasınız diye sizin için geceyi ve gündüzü yaratması O’nun rahmetindendir. Umulur ki şükredersiniz. (28/Kasas 73)

Allah’ın yaratmaya nasıl başlayıp sonra da (dirilterek) onu tekrar ettiğini görmediler mi? Şüphesiz ki bu, Allah’a göre kolaydır. (29/Ankebût 19)

De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın da (Allah’ın) yaratmaya nasıl başladığına bir bakın. Sonra Allah, ahiret hayatını yaratıp var edecektir. Şüphesiz ki Allah, her şeye kadîrdir.” (29/Ankebût 20)

(O) dilediğine azap eder, dilediğine merhamet eder. O’na çevrileceksiniz. (29/Ankebût 21)

Siz, yerde ve gökte (Allah’ın vaadini yerine getirmesine engel olup) O’nu aciz bırakacak değilsiniz. Sizin Allah’ın dışında ne bir dostunuz ne de bir yardımcınız vardır. (29/Ankebût 22)

De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Göklerde ve yerde olanların tamamını bilir. Batıla inanıp Allah’a kâfir olanlar, işte bunlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (29/Ankebût 52)

Diriyi ölüden, ölüyü diriden çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir. Siz de işte böyle (kabirlerinizden) çıkarılırsınız. (30/Rûm 19)

Sizi topraktan yaratması, sonra da sizlerin (üreyip çoğalarak) insan olarak yayılmanız (O’nun kudret ve azametine delil olan) ayetlerindendir. (30/Rûm 20)

Kendilerinde sükûnet bulup (huzura kavuşasınız diye) sizin için nefislerinizden eşler yaratması, aranızda sevgi ve merhamet kılması da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda, düşünen bir topluluk için ayetler vardır. (30/Rûm 21)

Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda, âlimler için ayetler vardır. (30/Rûm 22)

Gece ve gündüz uyumanız, onun lütuf ve ihsanından (rızkınızı) aramanız da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda, işiten bir topluluk için ayetler vardır. (30/Rûm 23)

Size korku ve ümide (sebep olan) şimşeği göstermesi, gökten su indirip onunla ölümünden sonra yeryüzüne hayat vermesi de O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda, akleden bir topluluk için ayetler vardır. (30/Rûm 24)

Göğün ve yerin O’nun emriyle ayakta durması da O’nun ayetlerindendir. Sonra sizi, yerden (sura üfleyerek) tek çağırışla çağırdığı zaman hemen (kabirlerinizden) çıkarsınız. (30/Rûm 25)

Göklerde ve yerde olanların tamamı O’na aittir. Hepsi O’na boyun eğmiş, teslim olmuşlardır. (30/Rûm 26)

İlk defa yaratan, sonra da (dirilterek) onu tekrar edecek olan O’dur. O (yeniden diriltmek, ilk defa yaratmaktan) daha kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce sıfat O’na aittir. O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’dir. (30/Rûm 27)

(Tevhid ve şirki anlamanız için) size, kendi nefislerinizden bir örnek verdi. Köleleriniz arasında size verdiğimiz rızka ortak olan, kendinizden korktuğunuz gibi onlardan korktuğunuz, sizinle eşit olanlar var mıdır? İşte ayetleri, akleden bir topluluk için böylece açıklarız. (30/Rûm 28)

Sizler, kölelerinizi kendinizle eşit görmüyor, mallarınıza ortak kabul etmiyor, hür birini dikkate aldığınız gibi onları dikkate almıyorken, nasıl olur da Allah’ın (cc) yarattığı varlıkları Allah’ın (cc) katında şefaatçi, şifa veren, himmet eden, zararı defeden olarak kabul edip Allah’ın (cc) mülküne ortak yapıyorsunuz? Yalnızca Allah’a (cc) yapmanız gereken dua, kurban, adak, tevbe gibi ibadetleri Allah’ın (cc) ortaklarıymış gibi onlara sunuyorsunuz. Kendiniz için razı olmadığınız şeye nasıl Allah (cc) için razı oluyorsunuz? (Bk. 16/Nahl, 71)

Size rahmetinden tattırması, gemilerin O’nun emriyle akıp gitmesi, O’nun lütuf ve ihsanını aramanız için rüzgârları müjdeciler olarak göndermesi O’nun ayetlerindendir. Umulur ki şükredersiniz. (30/Rûm 46)

Allah, rüzgârları gönderir, (rüzgâr) bulutları harekete geçirir ve (Allah) bulutları gökyüzünde dilediği gibi yayar ve onu parça parça kılar. (Sonunda) yağmurun (bulutlar) arasından çıkıp yağdığını görürsün. O, (yağmuru) kullarından dilediğine isabet ettirdiğinde hemen sevinirler. (30/Rûm 48)

Allah’ın rahmetinin eserlerine bak! Nasıl da ölümünden sonra yeryüzüne hayat vermektedir? Şüphesiz bu (Allah) ölüleri de diriltecektir. O, her şeye kadîrdir. (30/Rûm 50)

Sizi zayıflıktan yaratan, zayıflıktan sonra size kuvvet veren, sonra kuvvetin ardından size zayıflık ve yaşlılık veren Allah’tır. Dilediğini yaratır. O, (her şeyi bilen) El-Alîm, (her şeye güç yetiren, mutlak kudret sahibi olan) El-Kadîr’dir. (30/Rûm 54)

Gökleri direksiz yaratmıştır. Siz onu görmektesiniz. Yeryüzü sizi sarsmasın diye (oraya dağlardan) kazıklar çakmış ve orada her canlıdan yaymıştır. Biz, gökten su indirmiş ve orada her güzel bitkiden çifter çifter yaratmışızdır. (31/Lokmân 10)

“Canım oğlum! (Yaptığın şey) hardal tanesi ağırlığınca olsa, bir kayanın içinde, göklerde ya da yerin (derinliklerinde) olsa bile Allah (kıyamet günü) onu getirir. Çünkü Allah (lütuf ve ihsan sahibi, en küçük şeylere ilmiyle nüfuz edip haberdar olan) Latîf, (her şeyden haberdar olan) Habîr’dir.” (31/Lokmân 16)

Şayet onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye soracak olsan elbette: “Allah!” diyecekler. De ki: “Allah’a hamd olsun.” Bilakis, onların çoğu bilmiyorlar. (31/Lokmân 25)

Bk. 23/Mü’minûn, 90

Göklerde ve yerde olanların tamamı Allah’a aittir. Şüphesiz ki Allah, (evet) O, (kimseye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu) El-Ğaniy, (her daim övgüyü hak eden ve varlık tarafından övülen) El-Hamîd’dir. (31/Lokmân 26)

Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, denizler de (mürekkep olsa) ve yedi deniz de (mürekkep olup) eklense (Allah’ın kelimelerini/ilmini yazmaya kalksalar) yine de Allah’ın kelimeleri/ilmi bitmez. Şüphesiz ki Allah, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir. (31/Lokmân 27)

Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, ancak bir tek nefsi (yaratmak) gibidir. Şüphesiz ki Allah, (işiten ve dualara icabet eden) Semi’, (her şeyi gören) Basîr’dir. (31/Lokmân 28)

Görmedin mi? Allah geceyi gündüze, gündüzü de geceye katar. Güneş’i ve Ay’ı emre amade kılmış, her biri belirlenmiş bir süreye doğru akıp gitmektedir. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (31/Lokmân 29)

Bu, Allah’ın hakkın ta kendisi olması ve O’nun dışında dua ettiklerinizin batıl olması sebebiyledir. Şüphesiz ki Allah, (evet,) O (zatı ve sıfatları en yüce olan) El-Aliy ve (en büyük olan) El-Kebîr’dir. (31/Lokmân 30)

Size ayetlerinden bazısını göstermek için gemilerin Allah’ın nimetiyle denizlerde akıp gittiğini görmedin mi? Şüphesiz ki bunda, çokça sabreden ve çokça şükreden herkes için ayetler vardır. (31/Lokmân 31)

Şüphesiz ki kıyametin (ne zaman kopacağına dair) bilgi Allah’ın katındadır. (O) yağmuru indirir, rahimlerde olanı bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse hangi yerde öleceğini bilemez. Şüphesiz ki Allah, (her şeyi bilen) Alîm, (her şeyden haberdar olan) Habîr’dir. (31/Lokmân 34)

Allah, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattı, sonra da arşa istiva etti. Sizin, O’nun dışında bir veliniz ve şefaatçiniz yoktur. Öğüt almaz mısınız? (32/Secde 4)

Allah’ın (cc) isim ve sıfatları hakkında bk. 3/Âl-i İmran, 181; 7/A’râf, 180; 57/Hadid, 4.

Görmediler mi? Biz suyu çorak toprağa sevk ederiz de onunla hayvanlarının ve kendilerinin yediği ekinler çıkarırız. Görmüyorlar mı? (32/Secde 27)

Önlerindeki ve arkalarındaki göğü ve yeri görmediler mi? Şayet dilesek onları yerin dibine geçirir ya da göğü üzerlerine parçalar hâlinde düşürürüz. Şüphesiz ki bunda, (Allah’a çokça) yönelen her kul için (ibret alınacak) bir ayet vardır. (34/Sebe’ 9)

Andolsun ki Sebe (halkının) yerleşim yerinde sizin için (ibret alınacak) bir ayet vardır. (Yerleşim yerleri) sağdan ve soldan iki bahçeliydi. Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin. Güzel bir şehir ve Ğafûr bir Rab... (34/Sebe’ 15)

(Şükretmeyip) yüz çevirdiler. Onların üzerine “Arim selini” gönderdik. Ve onların (dillere destan) bahçelerini, yemişleri acı ılgın ağacı ve az bir şey de sedir ağaçlarının olduğu iki (kötü) bahçeye çevirdik. (34/Sebe’ 16)

Nankörlükleri nedeniyle onları böyle cezalandırdık işte. Biz, nankörlük edenden başkasını cezalandırmayız. (34/Sebe’ 17)

Kendileriyle bereketli kıldığımız topraklar arasında görünür beldeler var ettik. (Beldeler arasında güven içinde) yolculuk etmelerini takdir ettik. “Orada geceleri ve gündüzleri emniyet içinde dolaşın.” (dedik) (34/Sebe’ 18)

Onlar: “Rabbimiz! Yolculuklarımızın arasını aç.” dediler ve nefislerine zulmetmiş oldular. Onları (insanların akıbetlerini konuştuğu) masal hâline getirdik ve onları paramparça ettik. Şüphesiz ki bunda, çokça sabreden ve çokça şükreden herkes için ayetler vardır. (34/Sebe’ 19)

De ki: “Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kimdir?” De ki: “Allah’tır! Biz veya sizler ya hidayet üzere ya da apaçık bir sapıklık içerisindeyiz.” (34/Sebe’ 24)

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah’adır. O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz ki Allah, her şeye kadîrdir. (35/Fâtır 1)

Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Allah’ın dışında gökten ve yerden sizi rızıklandıran bir yaratıcı mı var? O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. (O hâlde) nasıl da (tevhidden şirke) çevriliyorsunuz? (35/Fâtır 3)

İki deniz bir değildir. Bu, tatlı mı tatlı, içimi kolay; şu, tuzlu ve acıdır. Her ikisinden de taze et yer, süs eşyası çıkarır ve giyinirsiniz. Onun lütuf ve ihsanını elde etmeniz için gemilerin (denizde) akıp gittiğini görürsün. Umulur ki şükredersiniz. (35/Fâtır 12)

Onlara dua etseniz duanızı işitmezler. İşitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet günü şirkinizi reddederler. (Her şeyden haberdar olan) Habîr gibi kimse sana haber veremez. (35/Fâtır 14)

Ey insanlar! Sizler, Allah’a muhtaçsınız. Allah ise (kimseye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu) El-Ğaniy, (her daim övgüyü hak eden ve varlık tarafından övülen) El-Hamîd’in ta kendisidir. (35/Fâtır 15)

Şüphesiz ki Allah, zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutmaktadır. Zeval bulacak olsalar, O’ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz ki O, (kulların hak ettikleri cezayı erteleyen) Halîm, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr’dur. (35/Fâtır 41)

Kendilerinden önce (yaşayanların) akıbetini görmek için yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı? Hem onlar, güç ve kuvvet yönünden (bunlardan) daha çetindiler. Göklerde ve yerde Allah’ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz ki O, (her şeyi bilen) Alîm, (her şeye güç yetiren, mutlak kudret sahibi olan) Kadîr’dir. (35/Fâtır 44)

Şüphesiz ki ölüleri biz diriltiriz. Onların yapıp önden yolladıkları (amelleri de), geride bıraktıkları eserleri de biz yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir Kitap’ta kaydetmişizdir. (36/Yâsîn 12)

Ölü toprak, onlar için bir ayettir. Ona hayat verdik ve ondan yemekte oldukları taneler çıkarttık. (36/Yâsîn 33)

Orada hurma ve üzüm bahçeleri var ettik ve orada kaynak suları fışkırttık. (36/Yâsîn 34)

Onun meyvelerinden ve ellerinin emeğinden yesinler diye... Şükretmezler mi? (36/Yâsîn 35)

Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri (varlıklardan) çifter çifter yaratan (Allah), tüm eksikliklerden münezzehtir. (36/Yâsîn 36)

Gece de onlar için bir ayettir. Gündüzü onun içinden sıyırır çekeriz. (Bir de bakarsın ki) karanlık içinde kalıvermişler. (36/Yâsîn 37)

Güneş, kendisi için belirlenmiş, karar kılacağı yere doğru akmaktadır. Bu (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (her şeyi bilen) El-Alîm (olan Allah’ın) takdiridir. (36/Yâsîn 38)

Ay için durup konaklayacağı menziller var ettik. Sonunda kurumuş bir hurma dalı (gibi ince yay) şeklini alır. (36/Yâsîn 39)

Ne Güneş’in Ay’a yetişmesi gerekir ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi mümkün olur. Hepsi bir yörüngede yüzmektedirler. (36/Yâsîn 40)

Zürriyetlerini dolu gemide taşımış olmamız da onlar için bir ayettir. (36/Yâsîn 41)

Binmeleri için (gemi) benzeri yarattığımız şeyler de (onlar için bir ayettir). (36/Yâsîn 42)

Dilesek onları boğarız. Ne kimse yardımlarına yetişebilir ne de kurtarılabilirler. (36/Yâsîn 43)

Onlara rahmet etmemiz ve (ecelleri olan) belirlenmiş süreye kadar faydalandırmamız başka. (36/Yâsîn 44)

Görmediler mi? Kendi ellerimizle yaptığımız (büyük ve küçükbaş) hayvanları, onların (menfaati için) yarattık. Onlar (bu) hayvanlara hükmediyor (faydalarına olacak işlerde kullanıyorlar). (36/Yâsîn 71)

(O hayvanları) onlara boyun eğdirdik. Hem binekleri (bu) hayvanlardandır hem de onlardan yerler. (36/Yâsîn 72)

Ve onlarda, kendileri için (başka) faydalar ve içecekler vardır. Şükretmezler mi? (36/Yâsîn 73)

De ki: “Onu ilk defa var eden diriltecektir. O her türlü yaratmayı bilir.” (36/Yâsîn 79)

O (Allah) ki yeşil ağacı size ateş (yakıtı) kılmıştır. Siz de ondan yakıyorsunuz. (36/Yâsîn 80)

Gökleri ve yeri yaratan kimse, onların benzerini yaratmaya kâdir olmaz mı? Elbette (kâdirdir). O, (çokça yaratan) El-Hallâk, (her şeyi bilen) El-Alîm’dir. (36/Yâsîn 81)

Bir şey dilediğinde, emri ona: “Ol!” demesidir. O da oluverir. (36/Yâsîn 82)

Her şeyin otorite ve hükümranlığını elinde bulunduran (Allah), eksikliklerden münezzehtir. O’na döndürüleceksiniz. (36/Yâsîn 83)

Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüze, gündüzü de geceye sarıp dolar. Güneş’i ve Ay’ı emre amade kıldı. Hepsi bir süreye kadar akıp gider. Dikkat edin, O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) El-Ğaffâr’dır. (39/Zümer 5)

Sizi, tek bir nefisten yarattı, sonra ondan eşini var etti. Size, hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi annelerinizin karnında, üç karanlık içinde, bir yaratılış (evresinden) başka bir yaratılış (evresine) geçirerek yaratmaktadır. İşte bu, sizin Rabbiniz Allah’tır. Hâkimiyet/egemenlik yalnızca O’na aittir. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. (Buna rağmen) nasıl da (tevhidden şirke) çevriliyorsunuz! (39/Zümer 6)

Allah’ın gökyüzünden su indirip onu yeryüzünde var olan kaynaklara akıttığını görmedin mi? Sonra da onunla farklı renklerden ekinler çıkarır, sonra o kurur ve sen onu sararmış görürsün. Sonra da onu, kuruyup dökülen çer çöp hâline getirir. Şüphesiz ki bunda, akıl sahipleri için bir öğüt vardır. (39/Zümer 21)

Allah, her şeyin yaratıcısıdır. Ve O, her şeye vekildir. (39/Zümer 62)

Göklerin ve yerin (hazinelerinin) anahtarları O’nundur. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler, işte bunlar hüsrana uğrayacak olanlardır. (39/Zümer 63)

Rabbiniz buyurdu ki: “Bana dua edin size icabet edeyim. Hiç kuşkusuz, bana ibadet etmekten büyüklenenler, boyun eğmiş/alçaltılmış olarak cehenneme gireceklerdir.” (40/Mü’min 60)

Numan b. Beşir’in (r.a) rivayet ettiği bir hadiste Allah Resûlü (sav): “Dua ibadetin ta kendisidir.” demiş ve bu ayeti okumuştur. (Ebu Davud, 1479; Tirmizi, 2969)

Allah ki kendisinde sükûnet bulmanız için geceyi, (çalışıp, rızkınızı aramanız için de) gündüzü aydınlık kıldı. Gerçek şu ki Allah, insanlar üzerinde lütuf ve ihsan sahibidir, fakat insanların çoğu şükretmezler. (40/Mü’min 61)

İşte bu sizin Rabbiniz olan, her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. (Buna rağmen) nasıl oluyor da (tevhidden şirke) çevriliyorsunuz? (40/Mü’min 62)

Allah’ın ayetlerini inkâr edenler işte böyle çevrilirler. (40/Mü’min 63)

Allah ki yeri sizin için (üzerinde yaşanacak) bir yerleşke, gökyüzünü de bir bina/tavan kılandır. Size şekil verdi, şekillerinizi en güzel hâle getirdi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. İşte bu, sizin Rabbiniz olan Allah’tır. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne mübarek, ne yücedir. (40/Mü’min 64)

O (hayat sahibi ve her canlıya hayat veren) El-Hayy’dır. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. (O hâlde) dini O’na halis kılarak kendisine dua edin. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. (40/Mü’min 65)

De ki: “Rabbimden bana gelen apaçık deliller (sebebiyle) Allah’ın dışında dua ettiğiniz (varlıklara) ibadet etmekten nehyedildim. Ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim olmakla emrolundum.” (40/Mü’min 66)

O; sizleri topraktan, sonra bir damla sudan, sonra kan pıhtısından (embriyo) yaratandır. Sonra sizi (anne karnından) bebek olarak çıkarmakta, sonra yetişkinlik çağına erişmeniz, sonra da yaşlanmanız için (size ömür bahşetmektedir). Sizden bazınızın canı daha önce alınır. Belirlenmiş bir zamana erişmeniz ve akletmeniz için (Allah yaşamı böyle takdir etmiştir). (40/Mü’min 67)

Dirilten ve öldüren O’dur. Bir işe (olması için) hükmettiğinde, yalnızca ona: “Ol!” der, o da oluverir. (40/Mü’min 68)

Allah, bir kısmına binmeniz ve bir kısmından yemeniz için hayvanları var edendir. (40/Mü’min 79)

O (hayvanlarda) sizin için faydalar vardır. İçinizde var olan isteklerinize, onların üzerinde (yolculuk yaparak) ulaşasınız diye onları var ettik. (Ayrıca) hem onların hem de gemilerin üstünde (ulaşmak istediğiniz yerlere) taşınırsınız. (40/Mü’min 80)

(Allah) size ayetlerini göstermektedir. O’nun hangi ayetini inkâr edeceksiniz ki? (40/Mü’min 81)

De ki: “Yoksa sizler, yeryüzünü iki günde yaratan (Allah’a) kâfirlik ediyor ve O’na denkler/ortaklar mı kılıyorsunuz? Bu, âlemlerin Rabbidir.” (41/Fussilet 9)

(Yeryüzünün) üzerinde (dağlardan) sabit kazıklar çaktı, orayı bereketlendirdi ve orada rızıklarını arayanlara eşit olarak dört günde (rızıklarını) takdir etti. (41/Fussilet 10)

Sonra duman hâlinde olan semaya yöneldi. Ona ve yere: “İsteyerek veya isteksizce gelin.” dedi. (O ikisi:) “İsteyerek geldik.” dediler. (41/Fussilet 11)

Onları, iki gün içinde yedi gök olarak yarattı. Her bir gök (tabakasına) emrini vahyetti. Dünya semasını kandillerle süsledik ve (şeytanlara karşı) koruduk. Bu, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (her şeyi bilen) El-Alîm (olan Allah’ın) takdiridir. (41/Fussilet 12)

Gece, gündüz, Güneş ve Ay O’nun ayetlerindendir. Güneş’e de secde etmeyin, Ay’a da... Şayet yalnızca O’na ibadet ediyorsanız onları yaratan Allah’a secde edin. (41/Fussilet 37)

Şayet büyüklenir (ve Allah’a secde etmeye yanaşmazlarsa), Rabbinin yanında olan (melekler), gece gündüz O’nu tesbih eder, usanmazlar. (41/Fussilet 38)

Yeryüzünü kurumuş hâlde görürken üzerine su indirdiğimizde hareket edip kabarması O’nun ayetlerindendir. Hiç şüphesiz (kurumuş yere) hayat veren, elbette ölüleri de diriltecektir. Çünkü O, her şeye kadîrdir. (41/Fussilet 39)

Kıyamet bilgisi Allah’a döndürülür. O’nun bilgisi olmaksızın meyve tomurcuğundan çıkmaz. Hiçbir kadın gebe kalmaz ve doğum yapmaz. “Nerede ortaklarım?” diye sesleneceği gün diyecekler ki: “Sana ilan edip bildiriyoruz ki bizden (senin ortağın olduğuna dair) şahitlik edecek hiç kimse yok.” (41/Fussilet 47)

O (Kur’ân’ın) hak olduğu kesin bir şekilde kendilerine belli olsun diye, ayetlerimizi hem ufukta hem de kendi nefislerinde onlara göstereceğiz. Rabbinin her şeyin üzerinde şahit olması yetmez mi? (41/Fussilet 53)

Göklerde ve yerde olanların tamamı O’na aittir. Ve O, (zatı ve sıfatları en yüce olan) El-Aliy, (zatı ve sıfatları en büyük olan) El-Azîm’dir. (42/Şûrâ 4)

Yoksa, Allah’ın dışında dostlar/veliler mi edindiler? Gerçek veli/dost Allah’tır. O, ölüleri diriltir. O, her şeye kadîrdir. (42/Şûrâ 9)

Göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi nefislerinizden eşler yarattı. Davarlardan da çift çift yarattı. Sizi (bu yolla, dişi ve erkek yaratarak) çoğaltıp yayıyor. Hiçbir şey O’nun benzeri/misli/dengi değildir. O, (işiten ve dualara icabet eden) Es-Semi’, (her şeyi gören) El-Basîr’dir. (42/Şûrâ 11)

Vahyin nurundan uzak, zan ve heva üzere kurulu felsefe kaideleri, İslami ilimlere sirayet etmiş ve İslam ümmetinin Allah (cc) tasavvurunu ifsad etmiştir.

“Hiçbir şey O’nun benzeri/misli/dengi değildir.” ayetiyle Allah’ın (cc) birçok sıfatını tevil/tahrif/inkâra kalkışan fırkalar olmuştur. Teşbihten (Allah’ı kullarına benzetmek) kaçalım derken, daha büyük bir itikadi problem olan tahrif ve inkâra düşmüşlerdir.

Allah (cc) hiçbir şeyin kendisine benzemediğini, dengi ve misli olamayacağını bildirdikten sonra: “O işiten ve görendir” demiştir. Buna binaen: “İnsanda görme sıfatı vardır. Allah da görüyor.” der ve ayeti zahiri üzere alırsak Allah’ı (cc) insana benzetmiş oluruz Ya da: “Görmek için göze ihtiyaç vardır. Allah da görüyor, dersek dolaylı olarak O’nun organı olduğunu söylemiş oluruz.” yaklaşımı ne denli abes ve gerçekten uzaksa Allah’ın (cc) Kur’ân ve sahih Sünnet’le sabit olan istiva, el gibi sıfatlarını benzer gerekçelerle ve teşbihten kaçınmak için inkâr etmek de o denli abes ve gerçeklikten uzaktır.

Çünkü Allah’ın (cc) sıfatları, O’nun şanına, azametine, yüceliğine ve benzersizliğine yakışır biçimdedir. Biz O’nun (cc) haber verdiklerine iman eder, akli sorgulamalarla sıfatlarının keyfiyeti hakkında akıl yürütüp inkâra kalkışmayız. Allah’ın (cc) isim ve sıfatları hakkında bk. 3/Âl-i İmran, 181; 7/A’râf, 180; 57/Hadid, 4.

Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. Rızkı dilediğine genişletir (dilediğine) daraltır. Çünkü O, her şeyi bilendir. (42/Şûrâ 12)

Allah, kullarına karşı latiftir. Dilediğini rızıklandırır. O, (güç ve kuvvet sahibi olan) El-Kaviy, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz’dir. (42/Şûrâ 19)

Göklerin ve yerin yaratılması, o ikisi içinde her tür canlıdan çoğaltıp yayması O’nun ayetlerindendir. Ve O, istediğinde onları (diriltip) bir araya toplamaya kadîr olandır. (42/Şûrâ 29)

Başınıza gelen her musibet, ellerinizle kazandığınız (günahlar) sebebiyledir. Hem (Allah) çoğunu da affeder. (42/Şûrâ 30)

Siz yeryüzünde (Allah’ı dilediğini yapmaktan) aciz bırakacak değilsiniz. Sizin Allah’ın dışında ne bir dostunuz ne de bir yardımcınız vardır. (42/Şûrâ 31)

Denizlerde yüzen dağlar misali gemiler, O’nun ayetlerindendir. (42/Şûrâ 32)

Dilerse rüzgârı durdurur da (gemiler) suyun üzerinde hareketsiz kalakalırlar. Şüphesiz ki bunda, çokça sabreden ve çokça şükredenler için ayetler vardır. (42/Şûrâ 33)

Veya (gemide olanları) kazandıkları (günahlar) nedeniyle helak eder. Birçoğunu da affeder (helak olmaktan kurtarır). (42/Şûrâ 34)

Göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine kız, dilediğine erkek (çocuk) bağışlar. (42/Şûrâ 49)

(Dilediğine) erkek ve kız çocuklardan çift çift verir. Dilediğini kısır kılar. Çünkü O, (her şeyi bilen) Alîm, (her şeye güç yetiren, mutlak kudret sahibi olan) Kadîr’dir. (42/Şûrâ 50)

Şayet onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan kesinlikle: “Onları (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (her şeyi bilen) El-Alîm (olan Allah) yarattı.” derler. (43/Zuhruf 9)

Müşrik, Allah’a (cc) inandığını iddia etse de imanı geçersizdir. Geniş açıklama için bk. 23/Mü’minûn, 84-90. ayetler ve açıklaması.

O (Allah) ki yeri sizin için bir döşek kıldı ve orada (amacınıza) ulaşmanız için yollar var etti. (43/Zuhruf 10)

O (Allah) ki gökten belli bir ölçüde su indirdi. Onunla ölmüş bir beldeyi canlandırdık. Siz de (kabirlerinizden) böyle çıkarılırsınız işte. (43/Zuhruf 11)

O (Allah) ki tüm çiftleri yarattı, gemilerden, hayvanlardan bineceğiniz (binekler) var etti. (43/Zuhruf 12)

Onların sırtlarına kurulmanız ve yerleştiğiniz zaman Rabbinizin nimetini hatırlayıp: “Bunu hizmetimize sunan Allah tüm eksikliklerden münezzehtir. (Aksi hâlde) bizim buna gücümüz yetmezdi.” (43/Zuhruf 13)

Ya da onlara vadettiğimiz (azabı) sana gösteririz. Şüphesiz ki biz, onlara güç yetirenleriz. (43/Zuhruf 42)

Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin yalnızca kendisine ait olduğu (Allah) ne yücedir. Kıyametin bilgisi O’nun yanındadır ve O’na döndürülürsünüz. (43/Zuhruf 85)

“Kim de Allah’ın davetçisine icabet etmezse o, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun (Allah’ın) dışında velileri de/dostları da yoktur. Bunlar, apaçık bir sapıklık içerisindedirler.” (46/Ahkâf 32)

Gökleri ve yeri yaratan ve onları yarattığından dolayı yorulmayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye kadîr olduğunu görmediler mi? Evet, şüphesiz ki O, her şeye kadîrdir. (46/Ahkâf 33)

Göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği Allah’ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (48/Fetih 14)

Allah, alacağınız birçok ganimeti size vadetti. (Şu an aldıklarınız) size acilen verdiği (bir nimettir). İnsanların (zarar vermek için uzanan) ellerini sizden çekmiştir. (Bütün bunlar,) müminler için (Allah’ın vaadini yerine getirdiğine) bir ayet olması ve sizi dosdoğru yola iletmesi içindir. (48/Fetih 20)

Henüz ele geçiremediğiniz daha başka (nimetler de vadetmiştir). Muhakkak ki Allah, (bilgisiyle o vadettiklerini) kuşatmıştır. Allah, her şeye kadîr olandır. (48/Fetih 21)

Üstlerinde olan gökyüzüne bakmadılar mı hiç? Onu nasıl da bina edip süsledik. Onun hiçbir açığı da yoktur. (50/Kâf 6)

Kullara rızık olması için. Biz, o (su ile) ölmüş bir beldeye hayat verdik. İşte, (kabirlerden) çıkış da böyledir. (50/Kâf 11)

Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseleri de biliriz. Biz, ona, şah damarından daha yakınız. (50/Kâf 16)

Göğü büyük bir kuvvetle bina ettik. Ve biz, onu genişleticileriz. (51/Zâriyat 47)

Yeri de serip döşedik. Ne güzel döşeyenleriz. (51/Zâriyat 48)

Her şeyden çift çift yarattık. Umulur ki öğüt alırsınız. (51/Zâriyat 49)

O hâlde (sizi Allah’tan alıkoyan put, dünya sevgisi, aile, toplum baskısı gibi her türlü prangadan kurtulup) Allah’a kaçın. Hiç şüphesiz ki ben, size O’nun tarafından (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım. (51/Zâriyat 50)

Ben cinler ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım. (51/Zâriyat 56)

İnsanın yaratılış gayesi tevhid. Tevhid ise Allah’a (cc) kulluk ve O’nu ibadette birlemektir. Kişinin namaz, oruç, kurban gibi ibadetlerini yalnızca Allah’a (cc) yapması ve bir bütün olarak hayatı Allah’ın şeriatına göre düzenlemesi, yalnızca O’nun yasa ve kanunlarına boyun eğmesidir. (Bk. 1/Fâtiha, 5)

Müminin varlık amacı tevhid olduğundan, değişmez ve ilk sırada yer alan “Ana gündemi” de her zaman tevhiddir. (Ayrıca bk. 38/Sâd, 27.)

Ben, onlardan bir rızık istemiyorum, beni doyurmalarını da istemiyorum. (51/Zâriyat 57)

Hiç şüphesiz Allah, çokça rızık veren, kuvvet sahibi (ve hiçbir şeyin kendisini yıpratamayacağı, müminlere metanet veren) El-Metîn’dir. (51/Zâriyat 58)

Gerçek şu ki artık zulmedenlerin (kendilerinden önceki) arkadaşları gibi günahları vardır. Acele etmesinler. (51/Zâriyat 59)

Tehdit edildikleri o günden ötürü, vay kâfirlerin hâline. (51/Zâriyat 60)

Ve şüphesiz ki varılacak son nokta, Rabbine olacaktır. (53/Necm 42)

Şüphesiz ki güldüren de ağlatan da O’dur. (53/Necm 43)

Ve hiç şüphesiz, öldüren de hayat veren de O’dur. (53/Necm 44)

Kuşkusuz çiftleri, erkek ve dişi olarak yaratan O’dur. (53/Necm 45)

(Rahme atılan) bir damla meni suyundan. (53/Necm 46)

Hiç kuşkusuz, tekrar diriltme de O’na aittir. (53/Necm 47)

Şüphesiz, zengin kılan da O’dur, verdiğiyle razı eden de O’dur. (53/Necm 48)

Doğrusu, (onların tapındıkları) Şi’ra (yıldızının) Rabbi de O’dur. (53/Necm 49)

Şüphesiz ki önceden (var olan) Âd kavmini helak eden O’dur. (53/Necm 50)

Semud’u da... (Onlardan geriye) hiçbir şey bırakmadı. (53/Necm 51)

Daha önce (var olan) Nuh kavmini de... Çünkü onlar en zalim ve en azgın olanıydılar. (53/Necm 52)

Alt üst olmuş (Lut’un kavmini de), O kaldırıp yere çaktı. (53/Necm 53)

Onları bürüyen (felaketler) onları bürüdü/sardı. (53/Necm 54)

Şimdi Rabbinin hangi nimetinde şüpheye kapılacaksın? (53/Necm 55)

Er-Rahmân, (55/Rahmân 1)

Kur’ân’ı öğretti. (55/Rahmân 2)

İnsanı yarattı. (55/Rahmân 3)

Ona, beyanı (konuşup kendini ifade etmeyi) öğretti. (55/Rahmân 4)

Güneş ve Ay (belirlenmiş) bir hesap ile (hareket etmektedir). (55/Rahmân 5)

Yıldızlar ve ağaçlar (Allah’a) secde etmektedirler. (55/Rahmân 6)

Göğü yükseltti ve mizanı (adaleti insanlar arasında bir ölçü olarak) koydu. (55/Rahmân 7)

Mizanda (adalet ölçüsünde) haksızlık yapmayın. (55/Rahmân 8)

Tartıyı adaletle kullanın ve mizanda eksik tartmayın. (55/Rahmân 9)

Yeryüzünü de (orada yaşayan) canlılar için alçalttı. (Yaşamaya elverişli hâle getirdi.) (55/Rahmân 10)

Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. (55/Rahmân 11)

Kabuklu taneler ve hoş kokulu bitkiler vardır. (55/Rahmân 12)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 13)

İnsanı, ateşte pişirilmiş gibi (sert) kuru bir çamurdan yarattı. (55/Rahmân 14)

Cinleri de dumansız ateşten yarattı. (55/Rahmân 15)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 16)

(O), iki doğunun da iki batının da Rabbidir. (55/Rahmân 17)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 18)

(Biri tatlı diğeri tuzlu) iki denizi karşılaşsınlar diye gönderdi. (55/Rahmân 19)

İkisi arasında bir engel vardır. Birbirinin sınırına taşmaz (karışmazlar). (55/Rahmân 20)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 21)

İkisinden de inci ve mercan çıkar. (55/Rahmân 22)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 23)

Denizde akıp giden, dağlar gibi yüksek gemiler O’nundur. (55/Rahmân 24)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 25)

Onun üzerinde bulunan herkes fanidir. (55/Rahmân 26)

Celal ve ikram sahibi Rabbin ise baki kalacaktır. (55/Rahmân 27)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 28)

Göklerde ve yerde bulunan herkes (ihtiyacını) O’ndan ister. O, her gün bir iştedir. (55/Rahmân 29)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 30)

Göklerde ve yerde olan her şey, Allah’ı tesbih etmektedir. O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’dir. (57/Hadîd 1)

Göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği O’na aittir. Diriltir ve öldürür. O, her şeye kadîrdir. (57/Hadîd 2)

O, (öncesi olmayan) El-Evvel’dir, (sonrası olmayan) El-Âhir’dir, (her şeyin üzerinde ve varlığının delilleri apaçık olan) Ez-Zâhir’dir, (aklın hakikatini tam idrak edemediği) El-Bâtın’dır ve O, her şeyi bilendir. (57/Hadîd 3)

Gökleri ve yeri altı günde yaratıp sonra da arşa istiva eden O’dur. Yere giren, ondan çıkan, gökten inen ve ona çıkan her şeyi bilir. Nerede olursanız O, sizinle beraberdir. Allah, yaptıklarınızı görendir. (57/Hadîd 4)

Allah’ın (cc) arşına istiva etmesi, O’nun her daim ilmi, görmesi ve kuşatıcılığıyla kullarıyla beraber olmasına engel olmadığı gibi; ilmiyle kullarını kuşatması da zatı ve sıfatlarıyla en yüce (El-Aliy) olmasına engel değildir.

Kur’ân ve sahih Sünnet bütünlüğünde anlıyoruz ki Allah (cc), yedi kat göğün üzerinde arşına istiva etmiştir; görmesi, işitmesi ve ilmiyle her daim kullarıyla beraberdir.

Göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği O’na aittir. İşler Allah’a döndürülür. (57/Hadîd 5)

Geceyi gündüze, gündüzü de geceye katar. O, sinelerde saklı olanı bilendir. (57/Hadîd 6)

Bilin ki Allah, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir. Akletmeniz için ayetleri size açıkladık. (57/Hadîd 17)

Allah’ın onlardan (alarak) Resûlü’ne verdiği fey’e gelince, siz (onu elde etmek için) ne bir at ne de deve sürdünüz. Fakat Allah, resûllerini dilediğine musallat eder. Allah, her şeye kadîrdir. (59/Haşr 6)

Savaşmadan elde edilen ganimet mallarına “fey” denilmektedir. Bu, savaşılarak elde edilen ganimet gibi müminler arasında bölüştürülmez.

Andolsun ki onlarda, sizden Allah’ı ve ahiret gününü umanlar için güzel bir örneklik vardır. Kim de yüz çevirecek olursa şüphesiz ki Allah, (kimseye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu) El-Ğaniy, (her daim övgüyü hak eden ve varlık tarafından övülen) El-Hamîd’in ta kendisidir. (60/Mümtehine 6)

Umulur ki Allah, sizinle onlardan düşmanlık ettikleriniz arasında (onları İslam’a hidayet edip) bir sevgi bağı kılar. Allah (her şeye) güç yetirendir. Allah (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (60/Mümtehine 7)

Göklerde ve yerde olanların tamamı Allah’ı tesbih eder. Hâkimiyet/egemenlik yalnızca O’nundur. Hamd, yalnızca O’nadır. O, her şeye kadîrdir. (64/Teğabûn 1)

Allah ki yedi göğü ve yerde de onun bir benzerini yarattı. Emir (Allah’ın kaza ve kaderi) bu ikisi arasında sürekli inip durur. (Bu,) Allah’ın her şeye kadîr olduğunu ve Allah’ın her şeyi ilmiyle kuşattığını bilmeniz içindir. (65/Talak 12)

Ey iman edenler! Allah’a nasuh bir tevbeyle (günaha dönmeme azmiyle) tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz, kusurlarınızı örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah, Nebi’yi ve beraberindeki müminleri rezil etmeyecektir. Onların nuru önlerinde koşup (parıldar). Sağlarından (amel defterlerini almışlardır). Derler ki: “Rabbimiz! Nurumuzu tamamla, günahlarımızı bağışla. Çünkü sen, her şeye kadîr olansın.” (66/Tahrîm 8)

Hâkimiyeti/egemenliği elinde bulunduran (Allah) ne yüce, ne mübarektir. O her şeye kadîr olandır. (67/Mülk 1)

O (Allah) ki hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek/ortaya çıkarmak için ölümü ve hayatı yarattı. O (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) El-Ğafûr’dur. (67/Mülk 2)

O (Allah) ki (her biri diğerinin üzerinde ve birbirine uyumlu) katmanlar hâlinde yedi gök yarattı. (Özünde merhamet sahibi olan) Rahmân’ın yaratmasında hiçbir uyumsuzluk/tutarsızlık göremezsin. İşte (yarattıkları ortada) çevir gözünü, bir açık/gedik görebilecek misin? (67/Mülk 3)

Sonra (kusur aramak için) iki defa daha göz at. Göz hiçbir şey elde edememiş ve yorulmuş olarak sana dönecektir. (67/Mülk 4)

Andolsun ki dünya semasını kandillerle süsledik ve o (yıldızları, semada söz dinlemeye çalışan) şeytanlar için taşlama (aracı) kıldık. Ve onlar için alevleri dehşet saçan bir ateş hazırladık. (67/Mülk 5)

Sözünüzü ister gizleyin ister açıktan söyleyin (Allah için birdir). Çünkü O, sinelerde saklı olanı bilir. (67/Mülk 13)

Hiç yarattığını bilmez mi? O, (Lütuf ve ihsan sahibi, en küçük şeylere ilmiyle nüfuz edip haberdar olan) El-Latîf, (her şeyden haberdar olan) El-Habîr’dir. (67/Mülk 14)

Sizin için yeryüzünü zelil (üzerinde yaşamaya elverişli) kılan O’dur. O’nun yollarında yürüyün ve rızkından yiyin. Diriliş O’nadır. (67/Mülk 15)

Gökte olan (Allah)’ın sizi yere geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz? O zaman onun aniden sarsıldığını (görürsünüz). (67/Mülk 16)

Gökte olan (Allah)’ın üzerinize taş yağdıran bir kasırga göndermesinden emin mi oldunuz? Uyarımın nasıl olduğunu bileceksiniz! (67/Mülk 17)

Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki hiç şüphesiz biz, güç yetirenleriz. (70/Meâric 40)

Onlardan daha hayırlılarını onların yerine getirip değiştirmeye... Hem bizim önümüze geçip (bunu yapmamıza engel de olamazlar). (70/Meâric 41)

“Size ne oluyor da Allah’a gerektiği şekilde saygı göstermiyorsunuz/Allah’tan hakkıyla korkmuyorsunuz!” (71/Nûh 13)

“Oysa O, sizi merhale merhale yaratmıştır. (Nutfe merhalesi, embriyo merhalesi...)” (71/Nûh 14)

“Görmediniz mi? Allah yedi göğü nasıl da katman katman (birbirine uyumlu) yaratmıştır.” (71/Nûh 15)

“Ay’ı (gökler içinde) bir nur, Güneş’i de aydınlatan bir kandil kılmıştır.” (71/Nûh 16)

“Allah, sizi yerden bitki (gibi) bitirdi.” (71/Nûh 17)

“Sonra (öldüğünüzde) sizi ona döndürür. Sonra sizi (diriltip oradan) çıkarır.” (71/Nûh 18)

“Allah yeryüzünü sizin için bir yaygı kıldı.” (71/Nûh 19)

“Ki onun geniş yollarında gezip dolaşasınız diye.” (71/Nûh 20)

“Kesin olarak anladık ki yeryüzünde Allah’ı aciz bırakamayız. Ve O’ndan kaçarak da O’nu aciz bırakamayız.” (72/Cin 12)

Yoksa insan, onun kemiklerini toplayıp bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor? (75/Kıyâmet 3)

Evet! Biz onun parmak uçlarını dahi düzenlemeye kâdiriz. (75/Kıyâmet 4)

Sizi değersiz bir sudan yaratmadık mı? (77/Mürselât 20)

(Sonra) sizi o sağlam yerleşim yerine (rahme) yerleştirdik. (77/Mürselât 21)

Bilinen bir zamana kadar. (77/Mürselât 22)

(Bunları yapmaya) güç yetirdik. Biz ne güzel güç yetirenleriz. (77/Mürselât 23)

Sizi yaratmak mı daha zor yoksa göğü mü? Onu bina etti. (79/Nâziât 27)

Onun tavanını yükseltip onu düzenledi. (79/Nâziât 28)

Gecesini kararttı, kuşluk vaktini açığa çıkardı. (79/Nâziât 29)

Bundan sonra da yeryüzünü yaydı. (79/Nâziât 30)

Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. (79/Nâziât 31)

Dağları sabitledi. (79/Nâziât 32)

Size ve hayvanlarınıza fayda olması için. (79/Nâziât 33)

Asla! O (Allah’ın) kendisine emrettiğini henüz yerine getirmemiştir. (80/Abese 23)

İnsan yiyeceğine bir baksın. (80/Abese 24)

Şüphesiz ki biz, suyu bol bol akıttık. (80/Abese 25)

Sonra yeri (bitkiler çıkararak) yardık. (80/Abese 26)

Orada taneler bitirdik. (80/Abese 27)

Üzüm ve (hayvanlara yem olacak) yoncalar, (80/Abese 28)

Zeytin ve hurma ağaçları, (80/Abese 29)

Yüksek ve gür ağaçlarla dolu bahçeler, (80/Abese 30)

Meyveler ve meralar, (80/Abese 31)

Size ve hayvanlarınıza fayda olması için. (80/Abese 32)

Çünkü ilk var eden ve (dirilterek) döndürecek olan O’dur. (85/Burûc 13)

O (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) El-Ğafûr ve (kullarını seven, kulları tarafından sevilen, kalplerde sevgi yaratan) El-Vedûd’dur. (85/Burûc 14)

Arşın sahibidir. (İhsanı bol, şerefli, her daim övülen) El-Mecîd’dir. (85/Burûc 15)

Dilediğini yapandır. (85/Burûc 16)

Devenin nasıl yaratıldığına bakmazlar mı? (88/Ğaşiye 17)

Göğün nasıl yükseltildiğine? (88/Ğaşiye 18)

Dağların nasıl (yerleştirilip) dikildiğine? (88/Ğaşiye 19)

Yerin nasıl yayılıp döşendiğine? (88/Ğaşiye 20)